Diyarbakır’da bu hafta uyuşturucu meselesi yeniden kentin gündemine oturdu.

Ancak bu kez tartışmanın merkezinde yalnızca operasyonlar, gözaltılar ya da yakalanan maddeler yoktu. Gençlerin verdiği bir mesaj vardı.

DBP Gençlik Meclisi üyeleri, uyuşturucuya dikkat çekmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla Batıkent Meydanı’ndaki tarlada çadır kurdu. Bu eylem, aslında Diyarbakır’ın uzun süredir konuştuğu fakat yeterince yüksek sesle tartışmadığı bir sorunu yeniden görünür hale getirdi.

Çünkü uyuşturucu artık yalnızca güvenlik birimlerinin mücadele etmesi gereken bir mesele olarak görülemez.

Bir mahallede çocukların, gençlerin ve ailelerin hayatını etkileyen uyuşturucu sorunu varsa, o mahallenin tamamı bu sorunun karşısında durmalıdır.

Aslında ihtiyaç duyulan tam olarak bu.

Mahalleler susmamalı.

Aileler yalnız bırakılmamalı.

Gençler bu mücadelenin öznesi olmalı.

Esnaf, muhtar, sivil toplum örgütleri, belediyeler ve kentte yaşayan herkes kendi mahallesinde uyuşturucuya karşı ortak bir irade ortaya koymalı.

Çünkü uyuşturucuyla mücadele yalnızca sokakta yapılan operasyonlarla tamamlanabilecek bir mücadele değil. Operasyon elbette önemli. Ancak uyuşturucunun gençlere ulaşmasını engellemek, bağımlılıkla mücadele eden insanları yeniden topluma kazandırmak ve özellikle çocukları bu tehlikeden uzak tutmak da en az operasyonlar kadar önemli.

Diyarbakır’ın genç nüfusu düşünüldüğünde mesele daha da büyük bir önem taşıyor.

Bugün bir gencin uyuşturucuyla tanışması, sadece o gencin hayatını değiştirmiyor. Ailesini, arkadaş çevresini ve yaşadığı mahalleyi de etkiliyor.

Bu nedenle “Benim çocuğum kullanmıyor” demek artık yeterli değil.

Çünkü mesele yalnızca bir çocuğun ya da bir ailenin meselesi değil.

Bu, kentin geleceğiyle ilgili bir mesele.

DBP Gençlik Meclisi’nin Batıkent’te kurduğu çadırı da bu açıdan okumak gerekiyor. Farklı siyasi görüşlerden insanlar eylemin kendisini farklı değerlendirebilir. Ancak uyuşturucuya karşı toplumsal farkındalık oluşturma çağrısının kendisi kent açısından tartışılması gereken önemli bir başlık.

Diyarbakır’ın her mahallesinde uyuşturucuya karşı güçlü bir toplumsal refleks oluşursa, bu mücadele yalnızca devletin değil toplumun da mücadelesine dönüşür.

Ama bunun için insanların korkmadan konuşabileceği, sorunları bildirebileceği ve gençlerin dışlanmadan desteklenebileceği mekanizmalar oluşturulmalı.

Uyuşturucuyla mücadelede sadece “ceza” dili yetmez.

Önleme, eğitim, rehabilitasyon, sosyal destek ve gençlere alternatif yaşam alanları da bu mücadelenin parçası olmalı.

Diyarbakır’ın gençlerine sadece uyuşturucudan uzak durun demek yetmez.

Onlara spor yapabilecekleri alanlar, kültür merkezleri, sanat etkinlikleri, eğitim olanakları ve kendilerini geliştirebilecekleri sosyal ortamlar da sunmak gerekir.

Çünkü boş bırakılan her alan, yanlış insanların ve yanlış alışkanlıkların etkisine açık hale gelebilir.

Diyarbakır artık uyuşturucu meselesini halının altına süpürmemeli.

Bu konu konuşulmalı.

Mahallelerde konuşulmalı.

Okullarda konuşulmalı.

Ailelerde konuşulmalı.

Gençlerin kendisi söz sahibi olmalı.

Ve en önemlisi, uyuşturucuyla mücadele siyasi tartışmaların üzerinde, ortak bir toplumsal mesele olarak ele alınmalı.

Batıkent’te kurulan bir çadır belki tek başına bu sorunu çözmeyecek.

Ancak bunlar daha büyük bir toplumsal hareketin başlangıcı olabilir.

Diyarbakır’ın buna ihtiyacı var.

Çünkü kaybedilecek her genç, aslında bu kentin geleceğinden kaybedilmiş bir gençtir.

Artık mesele sadece “uyuşturucuyla mücadele edelim” demek değil.

Asıl mesele şu:

Diyarbakır, kendi gençliğini korumak için ne

kadar güçlü bir şekilde ayağa kalkacak?