Son günlerde İspanya'nın, Gazze'de yaşanan saldırılara karşı açık tavır alması çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Bazı çevreler, bu nedenle İspanya'nın İsrail tarafından siyasi ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını, göç hareketlerinin de bu baskının bir parçası olarak kullanıldığını öne sürüyor.

Tarih boyunca Akdeniz, farklı medeniyetleri buluşturan bir coğrafya oldu. Ticaretin, kültürün ve düşüncenin merkezi olan bu deniz, bugün ise bambaşka bir tabloya sahne oluyor. Bir yanda refah ve hukukun güçlü olduğu ülkeler, diğer yanda ise insanlarına güvenli bir gelecek sunamayan devletler bulunuyor. Bu nedenle binlerce insan, daha iyi bir yaşam umuduyla Akdeniz'i aşmaya çalışıyor.

yüzyıl düşünürü İbn Haldun, devletlerin güçlü kalmasının temel şartının adalet olduğunu söylemişti. Ona göre adaletin olmadığı, liyakatin önemini yitirdiği ve insanların kendini güvende hissetmediği toplumlarda devletler zamanla zayıflar.

Bugün Avrupa'ya yönelen göçün temel nedenlerinden biri de budur. İnsanlar doğdukları toprakları sevdikleri halde, gelecek göremedikleri için ülkelerini terk etmek zorunda kalıyor. Sorun, vatan sevgisinin eksikliği değil; adalet, güven ve umut eksikliğidir.

Göçü sadece ekonomik nedenlerle açıklamak da doğru değildir. İnsanlar sadece daha fazla para kazanmak için değil, huzurlu ve güvenli bir hayat yaşamak için de göç ediyor. Emeklerinin karşılığını alabilecekleri, çocuklarının geleceğinden endişe duymayacakları bir düzen arıyorlar.

Birçok ülkede yöneticiler liyakat yerine sadakati, adalet yerine gücü korumayı tercih ettiğinde toplumlar zayıflıyor. Gençler, eğitimli insanlar ve nitelikli iş gücü ülkelerini terk ediyor. Akdeniz'de hayatlarını riske atan insanların hikâyesi de aslında bu çaresizliğin sonucudur.

Elbette Avrupa da kusursuz değildir. Göç krizi karşısında zaman zaman kendi insan hakları ve özgürlük anlayışıyla çelişen uygulamalar sergileyebiliyor. Ancak yine de birçok insanı Avrupa'ya çeken en önemli unsur, hukukun işlediğine ve kurumların daha öngörülebilir olduğuna dair inançtır.

Kalıcı çözüm ise başka ülkelere göç etmek değildir. Asıl çözüm, insanların kendi ülkelerinde adaletin, liyakatin ve özgürlüğün güçlenmesidir. İnsanlar doğdukları topraklarda umut bulabildiğinde, tehlikeli göç yolculuklarına çıkmak zorunda kalmayacaktır.

Bugün İspanya kıyılarına ulaşmaya çalışan her tekne, sadece göç eden insanları değil; aynı zamanda adalet eksikliğini, yönetim sorunlarını ve gelecek kaygısını da gözler önüne seriyor.

Sınırları daha da yükseltmek yerine, insanların kendi ülkelerinde onurlu bir yaşam sürebileceği adil düzenler kurmak, göç sorununa verilecek en kalıcı cevap olacaktır.