İslam rivayetlerinde, insanlık tarihinin farklı dönemlerinde ortaya çıkan ve zulmüyle hatırlanan zalimlerden söz edilir. Nemrut ve Firavun gibi isimler, tarihin karanlık sayfalarında zulmün sembolü olarak anılır. Günümüzde de insanlık vicdanını yaralayan olaylar karşısında, birçok kişi benzer bir zalimlik anlayışının yeniden ortaya çıktığını düşünmektedir.
Özellikle Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilemektedir. Bu süreçte birçok kişi, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun politikalarını sert şekilde eleştirmekte ve bu politikaların bölgede daha fazla acıya yol açtığını savunmaktadır.
Bugün dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, saldırılar ve yıkımlar, insanlık adına büyük acılara yol açmaktadır. Özellikle sivillerin, çocukların ve masum insanların zarar gördüğü her olay, insanlık değerlerinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Zulüm; sadece silahla değil, yalanla, nefretle ve fitneyle de yayılır. İnsanlık tarihi boyunca zulme karşı çıkanlar ise vicdanın, adaletin ve insanlığın sesi olmuştur. İnançlı ya da inançsız fark etmeksizin, haksızlığa karşı duran herkes insanlık onurunu savunmaktadır.
Bir toplumun en büyük gücü, adalete olan inancı ve zulme karşı gösterdiği dirençtir. Tarih boyunca halklar, zor zamanlarda birlik olarak ayakta kalmayı başarmış ve haksızlığa boyun eğmemiştir. Bu direniş, insanlık tarihinin en önemli derslerinden biridir.
Bugün dünyada yaşanan acılar, bizlere bir kez daha adaletin, barışın ve insanlığın ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaktadır. Zulüm ne kadar güçlü görünürse görünsün, insanlık vicdanı er ya da geç ona karşı duracaktır.
Bu nedenle insanlık adına dileğimiz; savaşların sona ermesi, masum insanların zarar görmemesi ve dünyada barışın hâkim olmasıdır. Çünkü gerçek güç, yıkımda değil; adalet, merhamet ve insanlıkta saklıdır