Geçtiğimiz hafta Cumartesi günü sabah saatlerinde emperyalist ve Siyonist teröristlerin saldırı ile uyandık. Bu saldırı daha önce birçok kez saldırıya uğrayan İran’a yapıldı. ilk saldırılardan bugüne 8 gün geçti. Ancak savaş bizim için sıradan bir savaş değil artık. Savaş üzerinde çokça düşünülmesi gereken, tartışılması gereken ve sorulara cevap aranması gereken bir noktaya çevrildi. Şimdiye kadar Siyonist haydutlar Filistin topraklarına, Gazze topraklarına ve Filistin ve Gazze halkına saldırıyordu, bu durum basit bir terör eylemi olarak geçiştiriliyordu. Ancak İran savaşı böyle bir durum değil.
Siyonist ve emperyalist katiller ABD ve İsrail tek başlarına İran’a ve İran halkına saldırmıyor, ölüm kusmuyor, katliamda bulunmuyor. Görünün o ki bu kez acı bize bizim içimizden, yanımızdan ve kardeş bildiklerimizden geliyor. körfez ülkeleri başta olmak üzere birçok Arap ülkesi doğrudan İran’a saldırmıyor ama dolaylı bir saldırı ile İran halkını ve daha da önemlisi aynı dine inanmış kişileri hedef alıyor.
Bu acı maalesef ilerde tarih sayfalarında utanç vesikası olarak anılacak ve emperyalist Siyonist katliam işbirliğine yardım eden ülkeler lanet ile anılacaktır. ABD ve İsrail saldırısı altında kendi meşru savunma hakkını koruyan ve ABD ile İsrail’e karşı saldırı hamlesi başlatan İran, bu dolaylı saldırıda bulunan Arap ülkeleri tarafından engelleniyor. Bu Arap ülkeleri üslerini Amerikan güçlerine kullandırıyor ve Amerikan – İsrail katliam ikilisinin hedef olmaması için İran tarafından atılan füzeleri engelliyorlar.
ABD ve İsrail köpeklerinin cehenneme gönderilmesi önüne geçen Arap ülkeleri neden aynı dinin mensubu İran tarafında değil, sorusu can alıcı bir nokta… çünkü para Arap ülke liderleri için her zaman bir seçenekten daha fazlasını işaret ediyor. Arap ülkeleri petrol satacak ki para kazansın, para kazanacak ki baştakiler sefa içinde yaşasın. Peki uluslararası sisteme satılamayan petrol neyi ifade eder? Hiçbir şeyi ifade edemez. Çünkü alıcısı olmaz. İşte bu durumdan ötürü Arap ülkeleri kardeşlerinin katliamını vacip gördüler, petrolü, parayı tercih ettiler, ABD ve İsrail terör eylemine göz yumdular.
Birlik sağlanabilir mi sorusu üzerinde çok durulması gerekmiyor. Çünkü para arzusunun baskın geldiği noktada hiçbir zaman kendine Müslüman diyen ülkeler arasında küfre karşı birlik sağlanamayacaktır. Bunu tarih boyunca hep birlikte gördük… Ne yazık ki bu günler utanç günleri olarak anılacaktır.
ABD ve İran terör eylemlerini durdurmak için kimse harekete geçmeyecektir. Sözüm ona Müslüman ülkelerin diyalog çağrısı yapması ve ABD – İsrail ve İran arasında arabuluculuk yapma teklifleri ise utancın bir diğer boyutu. Kardeşler düşmana ve saldırıya birlikte karşı koyar diye bilirdik. Bizim sözde kardeşlerin ihanet içerisinde olanları kadar korkak olanları da utanç ile anılacaklar. Kardeşlerden biri saldırı altında iken, diğerleri çıkmış kardeşlerinin düşmanlarını konuşarak saldırıdan vazgeçirmeye çalışıyor.
İhanet ve Korkaklıktan Ne Kurtarır?
Öncelikle ihanet ve korkaklıktan kurtulmak için bireysel, toplumsal ve devletler açısından bir birlik şuuru geriyor. Bu şuur ise ancak ve ancak toplumun önderlerinin bir araya gelmesi ile bireylere kazandırılabilir. İslam alimleri bir araya gelerek, İslam şuurunu bireylere ve toplumlara öğretmelidir. Toplumlarda karar alıcı iktidarlara baskı yaparak İran saldırısı benzeri durumlarda uluslararası toplumu harekete geçirebilir, kardeş ülkelere saldırı olduğunda askeri açıdan olmazsa bile ekonomik, siyasi, yardımlaşma gerçekleşebilir.
İslam şuuru ile bilinçlenmeyen birey ve toplumlar olmadığı takdirde ne bu saldırılar biter, neden ihanet son bulur!