Diyarbakır’da termometreler yine bildiğimiz, alışık olduğumuz ama her defasında bizi zorlayan 40 derece sınırına ulaştı. Kentin üzerine çöken bu kavurucu sıcaklar, her yıl olduğu gibi bu yıl da hafızalarımızda aynı endişeyi canlandırıyor, kuraklık kapıda mı?
Geçtiğimiz yağış sezonunun verimli geçmesi, barajlarımızın dolması hepimizin yüreğine su serpti, doğrudur. Ancak bu doluluk oranları bizde sahte bir güvenlik hissi yaratmamalıdır. Unutmayalım ki su, sadece yağdığı gün kadar bizim olan, harcandığı andan itibaren ise hızla tükenen dinamik bir hazinedir. Hele ki küresel iklim krizinin etkilerini iliklerimize kadar hissettiğimiz, buharlaşma oranlarının tavan yaptığı Mezopotamya topraklarında, "Barajlar dolu, o halde rahatız" lüksüne sahip değiliz.
Geçen yıl yaşadığımız kuraklık hafızalarımızda hala tazeyken, bu yıl aynı hatalara düşme lüksümüz yoktur. Su yönetimi, sadece barajdaki su seviyesini ölçmek değildir. o suyun her damlasını geleceğe miras bırakabilme sanatıdır.

Tehlike çanları çalmadan önce topyekün bir bilinçlenmeye ihtiyacımız var. Tasarruf, sadece evde musluğu kısmaktan ibaret değildir. çok daha büyük ve organize bir hareket gerektiriyor.

Diyarbakır, tarımın kalbidir.Ancak vahşi sulama yöntemiyle hem toprağımızı tuzlandırıyor hem de suyumuzu israf ediyoruz. Acilen damlama ve modern sulama sistemlerine geçiş teşvik edilmeli, bu konuda çiftçimize sağlanan destekler artırılmalıdır. Park bahçelerimizin yeşil kalması önemli ancak bu sulamaların güneşin en dik olduğu saatlerde yapılması suyun daha toprağa değmeden buharlaşması demektir. Akıllı zamanlama ve doğru bitki seçimi şarttır.

"Benim harcadığım bir kova sudan ne olur?" denilmemelidir. Milyonlarca insanın aynı şeyi düşündüğünde diş fırçalarken açık bırakılan musluklar, halı yıkama çılgınlığı, boşa akan sular devasa bir tüketim oranına denk geliyor.

Yapılması Gerekenler

Evsel tüketimde bilinç düzeyini yukarı çekmek zorundayız. Yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarına ve kanaat önderlerine bu süreçte büyük iş düşüyor. Su tasarrufu sadece billboardlarda kalan bir slogan olmaktan çıkmalıdır ve okullarda, camilerde, kahvehanelerde, kısacası hayatın aktığı her yerde özendirilmeli ve ödüllendirilmeli.
Gelecek nesillere kupkuru, çatlamış bir toprak ve susuz bir şehir bırakmak istemiyorsak, bugünden tezi yok suyumuzu korumak zorundayız.

Unutmayalım barajlar ne kadar dolu olursa olsun, tasarruf edilmeyen her damla, geleceğimizden çalınan bir gündür.
Şimdi serinleme zamanı değil, suyumuza sahip çıkma zamanıdır.