Bugün dünya, uluslararası hukukun sadece kâğıt üzerinde birer mürekkep lekesi olarak kaldığı, "güçlü olanın haklı sayıldığı" acımasız bir orman kanunu döneminden geçiyor. Güney Amerika’da bir devlet başkanının yatak odasından sürüklenerek çıkarıldığına, koca bir devletin egemenliğinin dakikalar içinde nasıl yerle bir edildiğine hepimiz ibretle şahit oluyoruz. Bir tarafta "ben istediğimi yaparım" diyen kontrolsüz bir küresel iştah, diğer tarafta ise kendi kurumlarına, kendi iradesine ve en önemlisi kendi liderine sahip çıkamayanların düştüğü o karanlık kuyu... Bu manzara, bugün küresel siyasetin en çıplak ve en yalın gerçeğidir.

Tam bu noktada durup sükûnetle düşünmek gerekir: Coğrafyamızın tam merkezinde; her gün yeni bir haritanın kanla çizilmeye çalışıldığı, operasyonların havada uçuştuğu bu ateş çemberinde, Türkiye nasıl oluyor da diz çökmüyor? Birileri bizim sınırımızda hesap yaparken neden bin defa yutkunmak, on defa geri adım atmak zorunda kalıyor?

Zihinleri zonklatacak o sarsıcı hakikat şudur: Devletin gücü, liderin dik duruşu kadardır.

Dünya sahnesinde sergilenen bu tehlikeli tiyatroyu en iyi gençlerimiz analiz etmelidir. Bir ülkenin gençliği, liderinin arkasında çelikten bir iradeyle kenetlendiğinde, o ülkeye hiçbir küresel operasyon kâr etmez. Bugün Türkiye'nin gençliği; "Yarın ne olacak?" kaygısıyla değil, "Yarın hangi büyük projeyi hayata geçireceğiz?" vizyonuyla yetişiyorsa; bu, Recep Tayyip Erdoğan’ın inşa ettiği o sarsılmaz güven alanı sayesindedir. Gençliğin hayalleri artık birilerinin iki dudağı arasında değil; tam bağımsız Türkiye’nin kudretli çatısı altındadır. Gençliğin dinamizmi, liderin tecrübesiyle birleştiğinde; bu milletin bileğini bükmeye kimsenin cüreti yetmeyecektir.

Liderlik sadece bir makam değil, bir milletin istiklalinin sigortasıdır. Eğer bugün ülkemiz birilerinin "arka bahçesi" olmuyorsa, millî iradeye el uzatılamıyorsa, masada "onlar ne der" diye değil "biz ne diyoruz" diye bekleniyorsa; bu, yirmi yılı aşkın süredir tuğla tuğla örülen o büyük liderlik kalesinin sonucudur. Siyasi rakiplerin çeşitli yaftalarla yıpratmaya çalıştığı o tavizsiz duruş; aslında bu devletin ve bu milletin hayatta kalma refleksidir. Etrafımızdaki ülkelerin yönetimleri tasfiye edilirken, başkentleri kaosa sürüklenirken; Türkiye’nin bir dünya devine dönüşmesi asla bir tesadüf değildir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği; sadece bir siyasi tercih değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin namus ve beka meselesidir. O sarsılmaz duruş olmasa; bugün ne Mavi Vatan’daki haklarımızı savunabilir ne bölgesel krizlerde "merkez ülke" konumuna yükselebilir ne de bugün başkalarının başına gelen o "gece yarısı baskınlarına" karşı devletin onurunu bu ferasetle koruyabilirdik. Unutulmamalıdır ki; lideri zayıf olanın devleti öksüz kalır, lideri eğilenin milleti diz çöker. Bizim liderimiz ne eğildi ne de bu aziz milleti kimseye diz çöktürdü.

Küresel odakların neden tek bir ismi hedef aldığını, neden tek bir iradeyi kırmaya çalıştığını iyi anlamak gerekir. Recep Tayyip Erdoğan’ı anlamak; aslında vatanı anlamaktır, devleti muhafaza etmektir. Dünyada liderlik krizleri baş gösterirken, Türkiye’nin başında böylesine köklü bir tecrübenin bulunması, kuşkusuz evvela Rabbimizin bu aziz millete bir lütfu, ardından feraset sahibi milletimizin sarsılmaz tercihinin tecellisidir. Bu liderlik; sadece bir yönetim biçimi değil, Türkiye’nin istikbali için sunulmuş büyük bir tarihsel emanet ve eşsiz bir imkândır. Bu imkânı görmezden gelenler, yarın tarih önünde bu büyük yürüyüşe engel olmaya çalışmanın ağır pişmanlığını taşıyacaklardır.

Arzumuz; bu güven ve istikrar ikliminden al bayrağımızın altındaki her bir vatandaşın ve her bir evladımızın en yüksek derecede faydalanmasıdır. Çünkü lider güçlü olduğunda devlet güvendedir; devlet güvende olduğunda ise her bir ferdin başı dik, geleceği parlaktır. Biz, bu gemiyi dev dalgaların arasından selamete çıkaran kaptanı tanıyor ve Türkiye’nin en büyük güvencesinin kim olduğunu biliyoruz.

Davamız Türkiye, yolumuz aydınlıktır. Bu kutlu yürüyüşü ve bu büyük liderliği korumak, sadece bugünün değil, geleceğin de en kutsal görevidir.