Bu hafta Diyarbakır’a kar sadece soğuk değil, bereket ve hatıra da getirdi. Yıllardır kuraklıkla boğuşan bu kadim şehir, gökyüzünden usul usul yağan beyazla adeta rahat bir nefes aldı. Haber bültenlerinde, yerel gazetelerde günlerdir aynı manzara vardı: Beyaza bürünen sokaklar, kapanan yollar, güçlükle ilerleyen araçlar ve sabaha kadar çalışan ekipler… Ama bu kar, sadece bir hava olayı değildi; hafızamızı da uyandırdı.

Kent merkezinde kar kalınlığının yarım metreyi bulduğu, yüksek kesimlerde ise bir metreyi aştığı günler yaşadık. Uzun zamandır böyle bir tabloya alışık olmayan Diyarbakır, karla birlikte şaşkınlığını da sokağa taşıdı. Belediyenin ve Karayolları’nın geç de olsa başlattığı yol açma ve tuzlama çalışmaları, günlerce sürdü. Haberlerde eleştiriler de vardı, takdir edenler de… Ama ister beğenelim ister beğenmeyelim, bu ölçekte bir kar yağışına yıllardır hazırlıksız yakalanmış bir şehirde, ekiplerin imkânlar dâhilinde yoğun bir çaba gösterdiğini teslim etmek gerekir.

Üç gün süren kar yağışının ardından bastıran dondurucu soğuk ve buzlanma ise işleri daha da zorlaştırdı. Açılan yollar yeniden buz tuttu, kaldırımlar kayganlaştı. Haberlerde sık sık kazalar, mahsur kalan araçlar ve kapanan köy yolları yer aldı. Kırsalda yaşayanlar için kar, hem bereket hem de çile demekti. Bir yandan suya, toprağa can veren kar; diğer yandan günlük hayatı durma noktasına getirdi.

Ama bütün bu zorlukların arasında, karın bir de nostaljik bir yanı vardı. Çocukluğumu hatırladım. O yıllarda kar, Diyarbakır’da her kışın olağan misafiriydi. Sabah uyandığımızda sokakların bembeyaz olduğunu görmek kimseyi şaşırtmazdı. Her evde mutlaka bir kürek olurdu. Dükkân sahipleri sabah erkenden kepenk açmadan önce kendi önünü temizler, komşular birlikte kaldırımları açardı. Mahalle dediğin şey, tam da böyle zamanlarda kendini belli ederdi.

Şimdi ise yıllar süren kurak ve karsız kışların ardından, çoğu evde ve iş yerinde bir kürek bile yok. Çünkü kar, hafızamızdan yavaş yavaş silinmişti. Bu hafta yağan kar, bize sadece yolların kapanmasını değil, kaybolan alışkanlıklarımızı da hatırlattı. Dayanışmayı, birlikte iş yapmayı, komşuluk hukukunu…

Haberlerde gördüğümüz her kar manzarası, aslında geçmişten bir fotoğraf gibiydi. Beyaz örtü altında kalan Diyarbakır surları, sessizleşen sokaklar, soba başında ısınmaya çalışan esnaf… Hepsi bize şunu söyledi: Doğa bazen durur, bazen hızlanır ama mutlaka kendini hatırlatır.

Bu kar yağışı, elbette zorluklar getirdi. Ama aynı zamanda toprağa umut, barajlara su, insanlara da eski kışların hatırasını bıraktı. Belki de asıl mesele, kar yağdığında sadece şikâyet etmeyi değil; onunla yaşamayı yeniden öğrenmekti.

Diyarbakır bu hafta beyaza büründü. Ve biz, yıllar sonra ilk kez, kışın nasıl bir şey olduğunu yeniden hatırladık.