Milletimizin kardeşliği, sadece bu topraklarda yüzyıllardır süren ortak yaşanmışlıkların değil, aynı zamanda kalplerimizi birleştiren ve bizi "bir" kılan yüce bir inancın, İslam’ın bize bahşettiği ilahi bir bağdır. Bu kardeşlik, kuru bir siyasi söylemden veya coğrafi zorunluluktan öte, imanın özünden beslenen, maneviyatla yoğrulmuş, sarsılmaz bir "uhuvvet" (kardeşlik) duvarıdır.

Müslümanlar için kardeşlik, sadece bir temenni değil, Kur’an-ı Kerim’in açık ve kesin emridir. Cenab-ı Hak, Hucurat Suresi'nde bu bağı en güçlü şekilde ilan etmiştir:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin." (Hucurat Suresi, 10. Ayet)

Bu ayet, bizlere şunu öğretir: Kardeşlik, yalnızca ortak bir hissiyat değil, aynı zamanda takvanın (Allah bilincinin) bir gereğidir. Bir mümin, başka bir mümini sevmek, gözetmek ve onunla iyi geçinmekle yükümlüdür. Dilimiz, ırkımız, mezhebimiz ne olursa olsun, aynı kıbleye yönelmek ve aynı kelime-i tevhidi söylemek, bizi tek bir büyük ümmetin, bu coğrafyada ise tek bir milletin (islam’ın) ferdi yapar.

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) bu kardeşlik bağının derinliğini en güzel şekilde tarif etmiştir:

"Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve birbirlerine şefkat göstermede tek bir vücut gibidir. O vücuttan bir uzuv rahatsızlanırsa, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olurlar." (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

İşte milletimizin kardeşliği, bu Nebevi ölçüde saklıdır. Van'daki acı ile Edirne'deki sızı arasında bir fark görmeyen, Giresun'daki sel felaketinde İzmir'den yardım eli uzatan, Diyarbakır'daki düğün sevincine İstanbul'dan ortak olan bu ruh, İslami merhamet ve şefkatin en somut göstergesidir. Bizler, farklılıklarımızı yok saymayız; aksine, onları Allah'ın bir ayeti, bir zenginliği olarak kabul eder ve bu çeşitliliği kardeşlik çatısı altında koruruz.

Tarih boyunca bu topraklara göz dikenler, milletimizi bölmek ve zayıflatmak için her zaman "fitne" tohumları ekmeye çalışmıştır. Bu fitnelerin panzehiri ise, Kur'an'ın emrettiği “İttifak ve İsar” (Özveri) ahlakıdır. Maddi ve manevi zorluklarda kendi nefsini kardeşine tercih etmek, öfke anında bile hakkı üstün tutarak arayı düzeltmeye çalışmak, Rabbimizin bizden istediği ahlaktır.

Unutmayalım ki, milletimizin kardeşliği, sadece güçlü bir toplum inşa etmek için değil, aynı zamanda "Allah'ın ipine sımsıkı sarılma" emrini yerine getirmek için de hayati önem taşır. Bu kutsal bağı koruduğumuz sürece, ne zorluklar bizi yıkabilir ne de düşmanlar bizi ayrıştırabilir.

Hepimize düşen,

Bizi bir kılan bu İslam kardeşliği ruhunu daima diri tutmaktır. Dua ve niyazımız; Kalplerimizdeki merhamet hiç solmasın, zihnimizdeki adalet şuuru hiç zayıflamasın. Bütün farklılıklarımızla, bir duanın ortak aminleri gibi, bu mukaddes vatanda ebediyen omuz omuza yaşayalım.

Kardeşliğimiz daim, birliğimiz kavi olsun.