Barış, kelimelerin en eskisi, anlamı en derin olanıdır. Sadece savaşın yokluğu değil, aynı zamanda huzurun varlığı, adaletin nefes alması ve her bir insanın yarınından emin olması demektir. Yaşadığımız coğrafya, tarihin en çalkantılı, en bereketli ve ne yazık ki en yaralı toprakları. Bu topraklar ki, nice medeniyete yuva olmuş, farklı dillerin ve inançların ezgileriyle yankılanmış... Ama aynı zamanda, bitmeyen acıların ve dinmeyen gözyaşlarının da tanığı.

Her gün yeni bir güne uyanırken, gökyüzünün altında aynı havayı soluyoruz. Farklı siyasi görüşlerimiz, farklı yaşam biçimlerimiz, farklı kökenlerimiz olabilir. Bunların hepsi, insan olmanın zenginliğidir. Bizi ayıran değil, bir araya getiren bu eşsiz mozaik olmalıdır. Oysa bazen, görünmez duvarlar örüyoruz aramızda. Kimliklerimizi kalkan yapıp, kalplerimizi birbirimize kapatıyoruz.

Unutmayalım ki; bir annenin evladı için döktüğü gözyaşı, hangi dilde ağlarsa ağlasın aynı yakıcılıktadır. Bir babanın evlat hasreti, hangi bayrağın altında yaşarsa yaşasın aynı ağırlıktadır. Bizler, kader ortaklığı yapmış bir ailenin fertleriyiz. Bizim ortak mirasımız, bu coğrafyanın taşındaki toprağındaki binlerce yıllık komşuluk hukukudur.

Barışı inşa etmek zordur, sabır ister, anlayış ister ve en önemlisi cesaret ister. Karşımızdakinin acısını, kendi acımız bilme cesareti. Ötekileştirmek yerine kucaklama cesareti. Geçmişin yükünü sırtımızdan atıp, aydınlık bir geleceğe adım atma cesareti.

Savaşın, çatışmanın ve kavganın bedeli ise sadece kaybedilen canlar, yıkılan şehirler ve kırılan gönüller değildir. En büyük bedeli, gönüllerimizde açtığı onulmaz yaralar ve çocuklarımızın geleceğinden çalınan umuttur. Bu kısır döngü, en çok da bu toprakların gençlerine haksızlık ediyor.

Gelin, şimdi bir an durup düşünelim. Evimize huzurla dönmek, çocuklarımızı güvenle okullarına, Kur’an Kurslarına, insan olmanın bilinciyle yetişecekleri eğitim yuvalarına göndermek, işimizde aşımızda helalimizle çalışmak... Tüm bunların teminatı barış değil midir?

Bu köşe yazısı, ne bir siyasi manifesto ne de bir çözüm önerisidir. Bu yazı, sadece vicdanlara yazılmış, kapsayıcı bir dilektir:

* Ne olursa olsun, kim olursa olsun, hangi inançtan gelirse gelsin, bu topraklarda yaşayan her canlının yaşam hakkına saygı duyalım.

Fikirlerimizi tartışalım, hatta şiddetle karşı çıkalım, ama asla insan onurunu zedelemeyelim.

Bizi birleştiren ortak değerleri, bizi ayıran farklılıklardan daha yüksek bir yere koyalım.

Yeter ki bu topraklara barış gelsin. Yeter ki anneler ağlamasın. Yeter ki çocukların gözlerinde korku değil, umut ışığı parlasın. Bu dilek, siyasetin üstündedir, partilerin ötesindedir. Bu, insan olmanın en temel arzusudur.

Barış, bizim elimizde. Gelin, bu kutsal emanete hep birlikte sahip çıkalım.

Hep birlikte Barış’ın önemini idrak etmek ve bu topraklara barışı armağan edebilmek niyazıyla…