Yılların geçmesi ve zamanın geri döndürülemez biçimde akması, günlerin bir biri ardına sıralanması sadece tarihsel bir akışı ifade etmiyor, eskiye ve eskide kalmış yaşanmışlıklara, anılara, hatıralara da özlem duyulması demektir. Hasret kokan günler, çocukluk ve gençlik çağları geride kalmış kimseler için daha fazla ve derinden anlam ifade etmektir. Özelliklede içerisinde bulunduğumuz Ramazan ayı, eski günlere duyulan özlemde ilk sırayı almaktır.

Ramazan demek birlik, beraberlik, dayanışma demektir. Ancak toplumsal dayanışmayı ifade eden bu kelimelerin anlam derinliğini kaybettiği de bir gerçektir. Bu durum ise artık Ramazan ayına biçilen kimliğin değişmesine neden olurken, eski Ramazanlar tabirinin yayılmasına imkan tanıdı.

Gerçekten de öyle… artık Ramazanlar altını çizdiğimiz gerekçeler ile eski Ramazan değil. Özelliklede Diyarbakır’da değil!

Büyüklerden dinlenilir, eskiden Diyarbakır’da Ramazan coşku ve sevinç içerisinde geçerdi. Camiler tıklım tıklım dolarken, iftar vakti komşular arasında yemek tepsileri dolaşırdı. Teravih sonrası komşular bir araya gelir, çay ve kahve eşliğinde sohbetler edilirdi. Sohbetler ile dostluk, kardeşlik, komşuluk, akrabalık bağları güçlendirilir, her ramazan ayında toplumsal birliktelik ve beraberlik güçlenirdi.

Ancak günümüzde bu durum çok ama çok farklı bir şekilde… Artık camiler dolup taşmıyor, komşular arasında yemek tepsileri dolaşmıyor, iftar sofrasında komşular ağırlanmıyor, bağları sıkı sıkıya güçlendiren çay ve kahve sohbetleri edilmiyor. Komşular bir birine selam vermeyi hoş karşılamıyor, herkes kendi dört duvarı arasında kurduğu atmosferde Ramazan ayını geçiriyor. Bedenler oruçlu kalıyor, ancak manevi atmosfer eski günlerdeki gibi solunamıyor.

Diyarbakır’da özlenen günlerin yok olmasının faili yine toplumun her bir ferdidir. Ancak yine eski Ramazanların yaşanması mümkündür. Yine birlik ve beraberliğin oluşması için birliktelik mümkün olabilir.

Öncelikle herkes sorumluluğu kendinde bulmalı ve almalıdır. Herkes komşuluk ilişkilerinin oluşması için ilk adımı beklememeli, ilk adımı karşılıksız atmalıdır. Selam vermeyi herkes kendine bir zorunluluk görmelidir. Çünkü hal hatır sormayı görev saymak, iyi ilişkilerin başlangıcı demektir.

Ramazan ayının ruhuna yakışır şekilde toplumsal faaliyetlerde yapılmalıdır. Burada rol belediyelere ve sivil toplum kuruluşlarına düşmektedir. Belediyeler eskilerin hatıralarında yer alan ramazan kumpanyalarını tekrar düzenleyebilir, sivil toplum kuruluşları ramazan ayı içerisinde etkinlik yapabilir.

Unutulmamalıdır ki; Özlem duyulan Ramazanlar herkesin elini taşın altına koyması ile mümkündür.