Diyarbakır’da yarın sabah ders zili çalıyor. Sokaklar yeniden okul formalarıyla renklenecek, sınıflar heyecanlı fısıltılarla dolacak. Tüm öğrencilere zihin açıklığı, öğretmenlerimize sabır ve kolaylıklar diliyorum. Veliler için ise bu dönem, ne yazık ki sadece eğitim heyecanı değil, derin bir gelecek telaşı anlamına geliyor.

Fakat her eylül ayında tanıklık ettiğimiz o tanıdık ve sancılı tablo bu yıl da değişmedi. Okul zilinin sesiyle birlikte başlayan, çocukları bir sınav maratonundan diğerine koşturan o amansız yarış tablosu şimdiden yaşandı.

Çocuklarımızı birer "yarış atı" gibi konumlandıran bu hırs, onlara iyilik yapma kılıfına sokulmuş en büyük kötülüklerden biridir. Öğrenci, yalnızca soru bankaları çözmek, test sonuçlarında dereceğe girmek için var olan bir birey değildir. Öğrenci, öğrenmeye açık, dünyayı anlamlandırmaya çalışan, kendi potansiyelini keşfetme çabasındaki özgün bir bireydir.

Onları sadece akademinin ve sınav başarılarının dar kalıplarına sıkıştırıp vicdani, etik ve felsefi yaşam boyutundan soyutladığımızda, geriye yalnızca diploma sahibi ama hayata teğet geçen nesiller kalıyor. Oysa bir çocuğun soru çözme becerisi kadar, empati kurabilme, adalet duygusunu içselleştirme, başarısızlıkla yüzleşebilme ve kendi benliğini tanıma becerisi de hayati önem taşır.

Çocuklarımızın ruhsal ve yaşamsal dengesini koruyabilmelerinin tek yolu, onların birer özne ve birey olduğunu hatırlamaktan geçer. Onların geleceğini inşa etmek, sırtlarına kendi kaygılarımızı ve gerçekleşmemiş hayallerimizi yüklemek değildir.

Aksine, kendi kanatlarıyla uçabilecekleri özgür ve güvenli bir alan tanımaktır.

Yarın başlayacak olan yeni eğitim öğretim yılında tüm velilere ve eğitimcilere düşen en büyük sorumluluk ise sınav kâğıtlarındaki puanların ötesine bakabilmektir. Çünkü onlar birer yarış atı değildir, bu ülkenin umudu, yarının nesilleri ve geleceğimizin en temel güvencesidir.

Son olarak bu düşünce ile hareket etmek her velinin görevidir!