Son yıllarda Diyarbakır’da, Mardin’de, Batman’da, Van’da Istanbul'da, Türkiyenin bir cok ilinde neredeyse her gün silah sesinin duyulduğu bir ortam oluştu. İş yeri kurşunlamaları, gençlerin çetelere sürüklenmesi, uyuşturucu satışının mahalle aralarında gizlenmeden yapılması, haraç çetelerinin esnafı sıkıştırması artık olağan haberler haline geldi.

Sadece büyük şehirler değil; Silvan, Kızıltepe, Cizre, Yüksekova gibi yerlerde de benzer bir tablo var. Sokaklarda yüzünde henüz tüy bile bitmemiş çocuklar, eline silah tutuşturulmuş bir şekilde dolaşıyor. Kimisi korkudan, kimisi hayattan umudunu kestiği için, kimisi “başka seçenek görmediği” için bu yapılar tarafından kolayca kullanılıyor.

Bu çocukların hiçbirinin suça doğrudan “sebep” olmadığını anlamak gerekiyor. Onlar, yıllardır çözülmeyen sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların sonucu olarak karşımıza çıkıyorlar.

Bu noktada göz ardı edilen bir gerçek daha var:

Kürt sorununun çözümsüz kalması, bölgedeki gençleri boşlukta bıraktı ve devletin de bu olaylara çoğu zaman “gündelik bir asayiş meselesiymiş” gibi bakmasına yol açtı.

Gerginliklerin, çatışmaların ve güvensizlik hissinin yıllarca sürmesi, devleti de toplumu da yordu. Bu ortamda gençler, kendilerini sahipsiz hissettikçe çeteler ve kirli yapılar için kolay bir hedef haline geldiler.

Sorun yalnızca hukuki değil; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve siyasal bir zemine oturduğunu gösteriyor.

Bu süreci besleyen bir diğer unsur da yıllardır ekranlara hâkim olan şiddet dizileri. Kurtlar Vadisi gibi yapımların insanlara “silahla güç kazanılır”, “hesap böyle sorulur” fikrini empoze etmesi, özellikle gençlerin zihninde ciddi bir tahribat yarattı. Mahallelerde bu dizilerdeki karakterler örnek alınmaya başlandı. Şiddetin normalleştiği, mafyamsı tavırların övüldüğü bir kültür oluştu. Bu tarz içeriklerin yasaklanması gerektiğini söyleyenler boşuna konuşmuyor; çünkü bu yapımlar artık sadece dizi değil, toplumsal bir sorun.

Devletin bu tabloya yalnızca “suç oranı arttı” diyerek bakması yeterli değil.

Uyuşturucuyla mücadele gerçek anlamda güçlendirilmeli. Mahallelerde sokak satıcıları yıllardır herkesin gözünün önünde faaliyet sürdürüyor; bu da gençlerin çetelerin eline düşmesini kolaylaştırıyor. Arzın, dağıtımın ve örgütlü satışın köküne inen bir çalışma yapılmadığı sürece, ne güvenlik çözülecek ne de gençler korunacak.

Cezaevleri konusu da başka bir yara. Bugün ilk kez suça karışmış, sadece tehdit edilmiş ya da zorla bir şeye alet edilmiş gençler, içeride ağır suçlularla aynı ortamda kalıyor. Bu da onları rehabilite etmek yerine daha da suça itiyor. Cezaevlerinde suç ayrımı, ayrı koğuşlar ve gerçek bir ıslah sistemi kurulmadıkça bu döngü kırılmaz.

Ne Yapılmalı?

Gençlere güvenli sosyal alanlar sağlanmalı; spor, sanat ve kültür merkezleri gerçek anlamda çalıştırılmalı.

Okulu bırakan çocuklar için özel geri dönüş programları oluşturulmalı.

Uyuşturucuya karşı hem arz hem dağıtım hattı kararlılıkla kesilmeli.

Esnafın korunacağı güvenli ihbar mekanizmaları kurulmalı.

Ailelere, çocuklarının çete ve uyuşturucu kıskacına düştüğünü erken fark edebilecek destek sağlanmalı.

Şiddeti özendiren medya içeriklerine ciddi sınırlamalar getirilmeli.

Cezaevlerinde ilk kez suça karışan gençler ayrı tutulmalı ve rehabilitasyon merkezleri kurulmalı.

En önemlisi, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı güvensizlik iklimi aşılmadan, bölgedeki gençlerin kendilerini gerçekten bu ülkeye ait hissetmesi zor.

Sonuç olarak; yaşadığımız sorun ne sadece polisiye bir mesele ne de yalnızca gençliğin “bozulması” meselesi.

Bu, bütün ülkenin geleceğiyle ilgili çok yönlü bir toplumsal konu. Devletin, toplumun, ailelerin ve yerel kurumların aynı anda adım atması gerekiyor. Aksi halde bugün eline silah verilen çocukların yerine yarın daha da ķüçüklerini göreceğiz...