Yemen'de 2014 yılında başlayan iç savaş, yıllar içinde bölgesel güçlerin de müdahil olduğu çok taraflı bir çatışmaya dönüşmüş; yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesine, milyonlarca insanın ise yerinden edilmesine neden olmuştur. Yemen halkı, günümüzde dünyanın en ağır insani krizlerinden biriyle karşı karşıyadır.

Yemen’de iç savaş nasıl başladı?

İran tarafından desteklenen Husiler, 2014 yılında başlayan çatışmalar sırasında başkent Sana'yı ele geçirerek ülkedeki siyasi dengeleri değiştirdi. Husilere karşı ise Suudi Arabistan öncülüğünde, Birleşik Arap Emirlikleri'nin de yer aldığı askeri koalisyon müdahalede bulundu. Böylece Yemen'deki iç savaş, ülke içindeki siyasi ve askeri grupların mücadelesinin ötesine geçerek bölgesel güçlerin karşı karşıya geldiği bir çatışmaya dönüştü.

2022 yılında Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda sağlanan ateşkes, çatışmaların önemli ölçüde azalmasını sağladı. Ancak sonraki dönemde yeniden yükselen askeri gerilimler, ülkedeki barış umutlarını zayıflattı. Yemen'in farklı bölgelerinde yaşanan çatışmalar, insani krizin daha da derinleşmesine neden oldu.

Babülmendep Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler de Yemen'deki savaşın uluslararası boyutunu artırıyor. Kızıldeniz'in güney girişinde bulunan bu stratejik geçiş noktası, dünya ticareti açısından büyük önem taşıyor.

Husiler kimdir, Yemen’i kim yönetiyor?

Husiler, diğer adıyla Ensarullah Hareketi, Yemen'de Zeydi Şii geleneğine dayanan siyasi ve askeri bir harekettir. İran tarafından desteklenen hareket, Ortadoğu'daki güç dengelerinde önemli bir aktör olarak değerlendirilmektedir.

Yemen'in uluslararası alanda tanınan yönetimi ise Reşad el-Alimi başkanlığındaki Başkanlık Liderlik Konseyi tarafından temsil edilmektedir.

Yemen halkı, bir tarafta Husilerin, diğer tarafta hükümet güçlerinin ve bölgesel aktörlerin bulunduğu çatışmaların ortasında yaşam mücadelesi vermektedir. Savaşın en ağır bedelini ise yine masum siviller ödemektedir.

Ortadoğu’da mezhepçilik kime yarıyor?

Yemen'de çatışmaların yeniden alevlenmesi, barış, istikrar ve ulusal birlik yönündeki umutları bir kez daha zayıflatmıştır. Uçsuz bucaksız Yemen topraklarında devam eden savaşın en ağır sonuçlarını çocuklar, kadınlar ve savunmasız siviller yaşamaktadır.

Peki, Ortadoğu'da mezhep çatışmalarının derinleşmesinden kim kazanç sağlıyor?

Sünni, Şii ve diğer mezhepsel kimlikler üzerinden toplumların karşı karşıya getirilmesi, bölge ülkelerinin siyasi ve ekonomik açıdan zayıflamasına yol açmaktadır. Ortadoğu'yu böl-parçala-yönet anlayışıyla şekillendirmek isteyen güçlerin, bölgedeki ayrılıkların derinleşmesinden çıkar sağlayabileceği göz ardı edilmemelidir.

İsrail'in bölgesel politikaları ve ABD'nin Ortadoğu'daki stratejik çıkarları değerlendirilirken bu gelişmeler de dikkate alınmalıdır. Bölge ülkelerinin sürekli çatışmalarla meşgul olması, halkların geleceğini olumsuz etkilemektedir.

Ortadoğu halklarının geleceği, mezhepçilik üzerinden yürütülen çatışmaların gölgesinde şekillenmemelidir. Arap milliyetçiliğinin, bölgesel dayanışmanın ve halkların ortak çıkarlarının zayıflatılması, bölgenin geleceğini daha da belirsiz hale getirmektedir.

Koltuklarını, iktidarlarını ve saltanatlarını korumak uğruna bölgesel güçlerin politikalarına bağımlı hale gelen yönetimler, halklarının yaşadığı acılar karşısında sorumluluklarını yerine getirmelidir. Ortadoğu'da yaşanan ölümler, göçler, yoksulluk ve yıkım karşısında sessiz kalınmamalıdır.

Mezhepçilik propagandasıyla Ortadoğu'yu bir ateş çemberine dönüştüren anlayışlara karşı sağduyulu olmak zorundayız. Güçsüz, parçalanmış ve sürekli çatışmalarla meşgul edilen bir Ortadoğu, bölge halklarının geleceğine hizmet etmeyecektir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni savaşlar, yeni düşmanlıklar ve yeni mezhep çatışmaları değil; akıl, sağduyu, dayanışma ve birliktir.

Yemen'de, Filistin'de ve Ortadoğu'nun diğer bölgelerinde yaşanan acılara karşı ortak bir vicdan geliştirmeliyiz. Müslüman halkların birbirine düşman edilmesine izin vermemeli, farklı mezheplerin bir arada yaşama iradesini güçlendirmeliyiz.

Unutmayalım ki Ortadoğu halklarının kanı üzerinden hiçbir siyasi hesap meşrulaştırılamaz.

Gün, Müslümanların ve bütün Ortadoğu halklarının ayrışma değil, birlik ve akılcı hareket etme günüdür.