Ekonomik koşulların herkes için ağırlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Uluslararası gelişmeler, ülke içindeki dalgalanmalar, siyasi ve toplumsal etkenler derken hepimiz aynı zor sınavın içindeyiz. Buna rağmen, ekonominin patronları her fırsatta pembe tablolar çizmeyi sürdürüyor. “Her şey daha iyiye gidiyor, toparlanma sürecindeyiz” söylemleri artık vatandaşın kalbinde karşılık bulmuyor. Çünkü hayatta olan biziz; kasaba gidiyoruz, pazara gidiyoruz, faturaları biz ödüyoruz.

Kâğıt üstündeki grafiklerin bize gösterdiğiyle mutfakta yaşanan gerçek asla örtüşmüyor. Yediden yetmişe herkes, yaşam mücadelesinin en çetin dönemlerinden birini yaşıyor. Sanki hayat, kıt kanaat yaşamanın yeni norm olduğu bir evreye evrilmiş durumda.

Evet, küresel ekonomik krizler, savaşlar, siyasi belirsizlikler… Hepsi var. Ama bir de bu işin "piyasa gerçeği" denen tarafı var. Ekonomiyi yönetenlerin sıkça altını çizdiği bu kavram, maalesef hayata geçirilirken aynı özen gösterilmiyor. Atılan adımların çoğu, uzmanlara göre piyasa gerçekleriyle uyumsuz kalıyor.

Ancak gelin görün ki ekonomideki aksaklıkların tek müsebbibi büyük sermaye ya da karar vericiler değil. Bir de işin toplumsal ve ahlaki boyutu var. Fırsatçılık ne yazık ki içimizde bir virüs gibi yayılmış durumda. Ekonominin zorlaştığı her durumda ilk yapılan iş: zam, daha çok zam…

Vatandaş Kaynaklı Sorunlar

Bugün pazardan bir kilo sebze alıyorsunuz, eve geliyorsunuz tartıyorsunuz: Eksik.

Market poşetinde ürün eksiliyor.

Süt alıyorsunuz, içinden su çıkıyor.

On yıllardır hayalini kurduğunuz eve giriyorsunuz, müteahhit hatalarından başınızdan aşağı çökmek üzere…

Hile hayatın normal akışına dönüşmüş durumda. Alın teri olmadan kazanç elde etme çabası, toplumun mayasını bozuyor. Helal kazanç, yerini kısa yoldan kazanmaya bırakıyorsa; orada adalet nasıl yeşerecek? Ekonomi nasıl düzelecek? Toplumsal yapı nasıl korunacak?

Unutmayalım: Haram meşrulaşırsa, ahlak çöker, toplum çözülür, devlet zayıflar.

Bu, bir milletin çöküşüdür.

Emir ve Yasaklar Ne Diyor?

Yüce Allah, Hud Suresi 86. ayette şöyle buyuruyor:

“Eğer mü’minseniz Allah’ın helâlinden kazandırdığı kârlar sizin için daha hayırlıdır.”

Kur’an-ı Kerim’de ticarette dürüstlük, adalet ve helal kazanç defalarca emredilirken; bizler hangi cesaretle eksik tartıp fazla kazancı kendimize helal görüyoruz?

Rabbimizin çizdiği çizgiden uzaklaşmak, hiç kuşkusuz bir felakettir

Ne Yapmalı?

Vatandaş olarak:

Alım satımda hileye tenezzül etmemeli,

Helal kazancı hayatın merkezine koymalı,

Başkasının hakkını gasp etmeyi büyük bir günah bilmeli,

Ekonomiye güveni birlikte inşa etmeliyiz.

Ekonomiyi yönetenler ise:

Piyasa gerçekleriyle uyumlu politikalar geliştirmeli,

Denetimleri ağır cezalarla tahkim etmeli,

Kamu malını talan edenlerin üzerine gitmeli,

Halkın değil, çıkar gruplarının değil; vatandaşın yanında durmalı,

Üretimi artırmalı, fırsatçılığa set çekmeli.

Çünkü fırsatçılık virüsü temizlenmedikçe, ne enflasyon düşer, ne huzur gelir, ne de adalet terazisi doğru tartar.