Konuya ilişkin hukuki ve sosyal boyutları değerlendiren Avukat Berivan Zerin, çocuk işçiliğinin yalnızca bir okula devam sorunu olmadığını belirterek, "Çocuğun eğitimden kopuşunun gelişim olanaklarından, geleceğinden ve çocukluğundan uzaklaşması anlamına gelir. Hiçbir çocuk yaşamını sürdürmek için eğitim hakkından vazgeçmek zorunda bırakılmamalıdır" uyarısında bulundu.
Diyarbakırlı vatandaşlar arasında artan ekonomik güçlükler, derinleşen yoksulluk ve yetersiz kalan sosyal destek mekanizmaları, çocukların erken yaşta çalışma hayatına atılmasının en temel gerekçeleri arasında yer alıyor. Eğitim maratonunun başlamasıyla birlikte sokaklarda mendil satan, tartıcılık yapan, sanayide çalışan veya ağır koşullarda işçilik yapan çocukların sayısı ise her köşe başında görülüyor.
Çocukların çalışma hayatına yönelmesinin asla bireysel bir tercih olarak görülemeyeceğini vurgulayan Avukat Berivan Zerin ise tablonun hukuki ve vicdani boyutuna dikkat çekiyor.
Çocukların ders başında olması gereken saatlerde çalışmakta olmasının açıklanabilir bir gerekçe ile savunulamayacağını söyleyen Avukat Berivan Zerin, "bugün çocukların bir kısmı ailelerinin geçimini desteklemek ya da ekonomik koşullar nedeniyle eğitim hayatını ikinci plana atmak zorunda kalmaktadır. Oysa çocukların ekonomik koşullar nedeniyle eğitim ile çalışma arasında bir seçim yapmaya zorlanması, çocuk haklarının temel ilkeleriyle bağdaşmaz" diyerek, hak ihlali uyarısında bulundu.
Ulusal ve Uluslararası Mevzuat Ne Diyor?
"Devletin Görevi Sadece Yasaklamak Değildir"
Konuşmasının devamında Avukat Berivan Zerin, çocuk işçiliği ile mücadelede hem iç hukukun hem de taraf olunan uluslararası sözleşmelerin devlete somut yükümlülükler yüklediğini belirterek, Anayasa’nın 42. maddesindeki "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz" hükmünü ve çocukların korunmasını öngören 41. maddeyi anımsatarak, eğitimin ikincil değil, temel bir hak olduğunu belirtti. Ayrıca devletin sorumluluğu sadece okul kapısını açık tutmak değil, çocuğun fiilen derslere katılabileceği sosyal ve ekonomik koşulları inşa etmek olduğunu dile getiren Avukat Berivan Zerin, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 28 ve 32 maddelerine taraf devletlerin okula düzenli devamın sağlanması, okul terklerinin azaltılması ve çocukların ekonomik sömürüden korunması için yasal, idari, sosyal ve eğitsel önlemleri almakla yükümlü olduğunun ise altını çizdi.
4857 Sayılı İş Kanunu 71 maddesine göre 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmasının yasak olduğunu, 14 yaşını doldurmuş çocukların ise ancak eğitimlerini, bedensel ve zihinsel gelişimlerini aksatmayacak hafif işlerde yer almasına izin verildiğini sözlerine ekleyen Avukat Berivan Zerin, bu kanun kapsamı dışında sokakta ve ağır şartlarda çocukların çalışmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu ifade etti.
Hukuki çerçevenin yanı sıra sosyal açıdanda değerlendirmede bulunan Avukat Berivan Zerin, sokakta çalışan her çocuğa sadece çalışan bir birey olarak bakmanın yetersiz olduğunu, çocuğun neden okulda olmadığı, çalışma koşulları, çalışma saatleri ve bu durumun eğitimi üzerindeki tahribatının bütüncül olarak incelenmesi gerektiğini konuşmasında vurguladı.
"Çözüm Yalnızca Denetim Değil, Bütüncül Sosyal Politikadır"
Sokakta çalışan çocukların durumunun yalnızca işyerlerinin denetlenmesi veya yasaklayıcı tedbirlerle çözülemeyeceği söyleyen Avukat Berivan Zerin, çocuğun üstün yararı ilkesi doğrultusunda eğitim hakkı, gelişim hakkı, oyun ve dinlenme hakkı bir bütün olarak ele alınmak zorunda olduğunu hatırlattı. Son olarak sorunun kalıcı çözümü için yapılması gerekenleri sıralayan Avukat Berivan Zerin, "Çocukların yeri çalışma hayatının ağır koşulları değildir. güvenli, nitelikli ve erişilebilir bir eğitim ortamıdır. Hukukun ve sosyal devlet anlayışının görevi, çocuğu bu zorunluluğun içerisinde bırakmak değil, onu eğitim hakkına yeniden kavuşturacak mekanizmaları etkin biçimde işletmektir. Her çocuğun eğitim hakkına fiilen erişebildiği, ekonomik nedenlerle okuldan kopmadığı ve çocukluğunu çalışarak değil, öğrenerek, oynayarak ve güven içinde yaşayarak geçirebildiği bir sistemi kurmak hem Anayasa’nın hem de uluslararası sözleşmelerin kaçınılmaz bir gereğidir" değerlendirmesinde bulundu.




