Toplumsal sağlığın yalnızca fiziksel iyilik hâlinden ibaret olmadığı; siyasal, sosyal, kültürel, ekolojik ve ekonomik koşulların tamamını kapsadığı vurgulanan çalıştayda, beş ayrı tema üzerinden atölyeler düzenlendi. Ekoloji ve Sağlık, Hapishanelerde Sağlık, Kadın ve Sağlık, Sağlıkta Eşitsizlik ve Ayrımcılık, Toplumsal Travma başlıklarında yürütülen tartışmalarda, çatışma politikalarının yarattığı eşitsizlikler ve toplumsal iyileşme süreçleri ele alındı.
Çalıştaya BARO, İHD, TİHV, ÖHD, GÖÇ-DER, TUHAD-FED, Eğitim-Sen, SES Genel Merkez ve TTB Merkez Konseyi de katkı sundu. Katılımcıların aktif olarak yer aldığı atölyelerde, toplumsal sağlık sorunlarına yönelik çözüm önerileri ve ortak değerlendirmeler ortaya çıktı.

Atölyelerin ortak sonuçları şu başlıklarda birleşti:
Sağlık siyasal bir meseledir.
Sömürgecilik, merkeziyetçilik, savaş ve patriyarkal yapıların toplumsal sağlığın temel belirleyicileri olduğu vurgulandı.
Barışın, halk sağlığının ön koşulu olduğu ifade edildi.
Savaş ortamında sağlık hakkının gerçek anlamıyla uygulanamayacağı belirtildi.
Anadilde sağlık hizmetinin evrensel bir hak olduğu ve dilin tedavi süreçlerinde belirleyici rol oynadığı dile getirildi.

Kadın özgürlüğünün toplumsal özgürlüğün temeli olduğu, kadınların sağlık hakkına erişiminin çok yönlü baskılar nedeniyle kısıtlandığı aktarıldı.
Hapishanelerdeki koşulların toplumsal sağlık krizini derinleştirdiği, hasta mahpuslar ve tecrit uygulamalarının acil şekilde ele alınması gerektiği ifade edildi.
Ekokırımın toplumsal sağlığı doğrudan tahrip ettiği, doğanın sağlığı ile toplum sağlığının birbirinden ayrı düşünülemeyeceği vurgulandı.
Çalıştayın sonuç bildirgesinde, toplumsal sağlığın yeniden inşası için şu adımların zorunlu olduğu belirtildi:
Savaş politikalarının son bulması,
Sağlık hizmetlerinde demokratikleşme,
Anadilde sağlık hakkının tanınması,
Yerel iradenin güçlendirilmesi,
Kadın özgürlüğünün toplumsal ilke olarak benimsenmesi,
Hapishanelerdeki hak ihlallerinin giderilmesi,
Toplumsal travmayla yüzleşme mekanizmalarının kurulması.
Etkinlik, ortaya koyduğu kapsamlı perspektifle barışın yalnızca siyasi bir hedef değil; toplumsal iyileşmenin, ekolojik dengenin ve halk sağlığının temel koşulu olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.




