Kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz, özellikle ileri yaşlarda yaşam kalitesini tehdit eden sağlık sorunları arasında yer alıyor. Kemiklerin zamanla zayıflamasıyla kırılma riskinin arttığı hastalık, uzun süre herhangi bir belirti vermeden ilerleyebiliyor. Uzmanlar, hastalığın çoğu zaman basit bir düşme sonrasında meydana gelen kırıklarla fark edildiğine dikkat çekiyor.
Medicana International İstanbul Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Necati Doğan, osteoporozun yalnızca kemik yoğunluğundaki azalmadan ibaret olmadığını, asıl riskin günlük yaşamı etkileyen kırıklarla ortaya çıktığını belirtti.
Hastalıkta temel hedefin yalnızca mevcut kırığı tedavi etmek olmadığını vurgulayan Doğan, yeni kırıkların önlenmesinin de büyük önem taşıdığını ifade etti.
50 yaşından sonra kırıklar uyarı kabul edilmeli
Özellikle 50 yaşından sonra basit bir düşmeyle meydana gelen kırıkların kemik sağlığı açısından önemli bir işaret olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doğan, kırık sonrasında altta yatan nedenlerin araştırılmasının ve hastanın yeni kırık riskinin belirlenmesinin önemine işaret etti.
Osteoporozun en önemli özelliklerinden birinin kemik kaybının uzun süre fark edilmeden ilerlemesi olduğunu aktaran Doğan, kemik yoğunluğundaki azalmanın çoğu zaman doğrudan ağrıya neden olmadığını kaydetti.
Hastalığın bazı kişilerde ilk kez basit bir düşme sonrasında oluşan kırıkla ortaya çıkabildiğini belirten Doğan, özellikle kalça, omurga ve el bileği kırıklarının kişinin hareket kabiliyetini ve bağımsız yaşamını ciddi şekilde etkileyebildiğini bildirdi.
Boy kısalması ve kamburlaşma dikkate alınmalı
Yaş ilerledikçe boyda meydana gelen kısalmanın her zaman doğal yaşlanmanın sonucu olarak görülmemesi gerektiğini belirten Doğan, osteoporoza bağlı omurga kırıklarının bazen belirgin bir travma yaşanmadan da gelişebildiğini ifade etti.
Fark edilmeyen veya tekrarlayan omurga kırıklarının zaman içerisinde boy kısalmasına, sırt ve bel ağrılarına, ayrıca kamburlaşmaya neden olabileceğini aktaran Doğan, bu tür değişikliklerin kemik sağlığı açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Özellikle kişinin kendi boyundan düşme gibi düşük enerjili bir travma sonucunda kırık yaşamasının osteoporoz açısından önemli bir işaret olabileceğini belirten Doğan, kırık tedavisinin ardından kemik sağlığının da incelenmesi gerektiğini kaydetti.
Kemik yoğunluğu ölçümü önem taşıyor
Osteoporozun değerlendirilmesinde kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemli bir yere sahip olduğunu belirten Doğan, DEXA olarak bilinen ölçümün genellikle bel omurları ve kalça bölgesinden yapıldığını aktardı.
Kemik yoğunluğu ölçümünün herkes için aynı yaşta uygulanmadığını ifade eden Doğan, genel olarak 65 yaş ve üzerindeki kadınlar ile 70 yaş ve üzerindeki erkeklerde değerlendirmenin önerildiğini, risk faktörleri bulunan daha genç kişilerin ise daha erken incelemeye ihtiyaç duyabileceğini bildirdi.
Hareketsiz yaşam ve sigara riski artırıyor
İleri yaşın osteoporoz açısından önemli bir risk faktörü olduğunu ancak hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini belirten Doğan, menopoz sonrası dönem, düşük vücut ağırlığı, hareketsiz yaşam, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi ve ailede osteoporotik kırık öyküsünün de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Uzun süreli kortizon kullanımının yanı sıra tiroit, paratiroit, böbrek ve bağırsak hastalıklarının da kemik kaybı riskini artırabileceğine işaret eden Doğan, kemik sağlığının korunmasında yeterli ve dengeli beslenme ile düzenli fiziksel aktivitenin önemini vurguladı.
Kalsiyum, D vitamini ve proteinin kemik ve kas sağlığının desteklenmesinde önemli rol oynadığını belirten Doğan, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının korunmasının da osteoporozla mücadelede etkili olduğunu ifade etti.
Tedavide amaç yeni kırıkları önlemek
Osteoporoz tedavisinin yalnızca kemik yoğunluğunu artırmaya yönelik olmadığını kaydeden Doğan, asıl amacın hastanın kırık yaşama riskini azaltmak olduğunu bildirdi.
Tedavi planının hastanın kemik yoğunluğu, daha önce kırık yaşayıp yaşamadığı, yaşı, böbrek fonksiyonları, eşlik eden hastalıkları ve genel kırık riski dikkate alınarak hazırlanması gerektiğini belirten Doğan, yüksek riskli hastalarda ilaç tedavisine başvurulabildiğini aktardı.
Doğan, kırık sonrasında kemik sağlığının değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda tedaviye başlanmasının ileride yaşanabilecek yeni kırıkların önlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti.




