Bağlar’da doğal gaz işçilerine “tatlı” teşekkür
Bağlar’da doğal gaz işçilerine “tatlı” teşekkür
İçeriği Görüntüle

AK Parti 6. ve 7. Dönem MKYK Üyesi Alaattin Parlak, Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Parlak, sürecin önündeki en büyük tehditlerden birinin toplumda yaygınlaşabilecek nefret, kin ve ırkçı söylemler olduğunu ifade etti.

Terörsüz Türkiye sürecinin yalnızca bir yasa metni ya da silah bırakma töreni olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Parlak, asıl hedefin yıllardır toplumda biriken korku, düşmanlık ve önyargıların aşılması olduğunu kaydetti.

Parlak, silahların susmasının önemli bir eşik olduğunu ancak kalıcı barış için toplumun duygu ve düşünce dünyasında da dönüşüm yaşanması gerektiğini belirterek, nefret dilinin süreci “ihanet” veya “taviz” şeklinde göstermesinin toplumsal desteği zayıflatabileceğini söyledi.

“Nefret dili güveni zedeliyor”

Kin duygusunun geçmişte yaşanan acıları sürekli gündemde tutarak yeniden toplumsal bütünleşmenin önünü tıkayabileceğini ifade eden Parlak, ırkçı söylemlerin ise farklı etnik kimlikleri karşı karşıya getirerek kutuplaşmayı derinleştirdiğini savundu.

Parlak, nefret, kin ve ırkçılığın bir araya gelmesi halinde toplumdaki güven duygusunun zarar göreceğini ve sürecin meşruiyetinin tartışmalı hale gelebileceğini belirterek, “Silah bırakılmış olsa bile toplum nefret ve kinle yüklü kaldığı sürece barış kalıcı olamaz” değerlendirmesinde bulundu.

Eren Bülbül ve Ceylan Önkol vurgusu

Açıklamasında Eren Bülbül ve Ceylan Önkol’un isimlerine de yer veren Parlak, iki çocuğun farklı bölgelerde benzer acıların sembolü olduğunu ifade etti.

Eren Bülbül ile Ceylan Önkol’un bu ülkenin evlatları olduğunu vurgulayan Parlak, iki ismin birlikte hatırlanmasının ortak acı ve kardeşlik duygusunu güçlendireceğini belirtti.

Parlak, “Eren’in ve Ceylan’ın kanı nefreti değil, barışı sulamalıdır” ifadelerini kullandı.

“Gerçek vatanseverlik nefreti körüklemek değildir”

Terörsüz Türkiye sürecine yönelik itirazların bazı durumlarda “milli hassasiyet” söylemi üzerinden dile getirildiğini savunan Parlak, asıl milli çıkarın yıllardır devam eden çatışma ortamının sona ermesi, çocukların güven içinde büyümesi ve ülkenin enerjisinin kalkınmaya yönelmesi olduğunu söyledi.

Gerçek vatanseverliğin nefret söylemini büyütmek olmadığını belirten Parlak, barışın maliyetinin ve sağlayacağı kazanımların soğukkanlı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Parlak ayrıca, kimlikleri karşı karşıya getiren ve ortak vatandaşlık bilincini zayıflatan söylemlerin toplumsal bütünleşmeye zarar verebileceğini belirterek, sosyal medya üzerinden yayılan ayrıştırıcı ifadelerin dezenformasyonu da besleyebileceği uyarısında bulundu.

“Nefreti bırakmak herkesin sorumluluğu”

Toplumun her kesiminin kullandığı dile dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Parlak, nefret içeren ifadelerin paylaşılmaması, kin dilinin normalleştirilmemesi ve ırkçı genellemelerden kaçınılmasının sürecin toplumsal zemini açısından önem taşıdığını kaydetti.

Parlak, açıklamasının sonunda Terörsüz Türkiye sürecinin yalnızca örgütlerin silah bırakmasıyla tamamlanamayacağını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Silahı bırakmak örgütlerin işidir. Nefreti bırakmak ise toplumun, siyasetin ve her bireyin sorumluluğudur.”

Türkiye’nin daha fazla kutuplaşmaya değil, soğukkanlılık, adalet ve ortak akla ihtiyaç duyduğunu belirten Parlak, terörsüz bir Türkiye hedefinin ancak kin, nefret ve ırkçı söylemlerden arındırılmış bir toplumsal anlayışla mümkün olabileceğini ifade etti.

Kaynak: BÜLTEN