İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü araştırmacılarının yürüttüğü çalışmada, Türkiye’deki kar ağırlıklı havzaların 1990-2024 dönemindeki verileri incelendi. Araştırmada Çoruh, Doğu Karadeniz, Aras, Van Gölü, Fırat-Dicle, Seyhan, Kızılırmak, Ceyhan, Sakarya ve Konya’nın da aralarında bulunduğu 15 ana havza değerlendirildi.
Çalışmada kar kuraklığı; kuru kar kuraklığı, sıcak kar kuraklığı ve sıcak-kurak kar kuraklığı olmak üzere üç başlıkta ele alındı. Yağışların azalması kuru kar kuraklığına, sıcaklık artışının kar yerine yağmur oluşumunu artırması sıcak kar kuraklığına, yağış azalmasıyla sıcaklık artışının birlikte etkili olması ise sıcak-kurak kar kuraklığına neden oluyor.
Araştırma sonuçlarına göre, 2007 sonrasında kar kuraklığının oluşumunda yağışın belirleyici olduğu dönemden, sıcaklığın daha etkili olduğu bir döneme geçiş yaşandı.
Sıcak-kurak kar kuraklığı öne çıkıyor
Araştırmada sıcak-kurak kar kuraklığının 15 havzanın tamamında görüldüğü belirlendi. Yıllık ortalamada kuru kar kuraklığı çalışma alanlarının yüzde 3’ünü etkilerken, sıcak kar kuraklığı yüzde 8, sıcak-kurak kar kuraklığı ise yüzde 13 oranında görüldü.
Sıcak-kurak kar kuraklığının özellikle Fırat-Dicle Havzası'nda da etkili olduğu belirlendi. Bu tür kar kuraklığının yayılımı Ceyhan Havzası'nda yüzde 14, Kızılırmak'ta yüzde 12, Seyhan ve Susurluk'ta yüzde 11, Fırat-Dicle Havzası'nda ise yüzde 10 olarak hesaplandı.
Araştırmaya göre, 2007 sonrasında kuru kar kuraklığından etkilenen alanlar azalırken, sıcak ve sıcak-kurak kar kuraklığının etkilediği alanlar genişledi.
Kar erimesi su kaynakları için kritik
İncelenen havzalarda kar erimesinin uzun dönemli toplam akışın yüzde 34,1 ila 53,8'ini oluşturduğu, ortalama oranın ise yüzde 44,7 olduğu belirlendi. Kar örtüsündeki değişimlerin özellikle ilkbahar dönemindeki su akışını doğrudan etkilediği kaydedildi.
Sıcak-kurak kar kuraklığı yıllarında medyan akış anomalisi yüzde 36 azalırken, kuru kar kuraklığında bu oran yüzde 17 olarak hesaplandı.
Araştırmada kar su eş değerindeki kayıpların özellikle 2 bin metrenin altındaki yükseltilerde daha belirgin olduğu tespit edildi. Sıcak kar kuraklığında 2 bin metrenin altındaki alanlarda kar su eş değerinin yaklaşık yüzde 74 azaldığı belirlendi.
“Suyun ne zaman kullanılabilir olduğu da önemli”
Araştırmacılar, sıcaklık artışının yalnızca kar miktarını değil, karın ne kadar süreyle su depolayabildiğini de etkilediğine dikkat çekti.
Doç. Dr. Abdullah Akbaş, sıcaklıkların yükselmesiyle kış yağışlarının daha fazla yağmur şeklinde gerçekleşebildiğini ve kar örtüsünün daha erken eriyebildiğini belirterek, bunun suyun doğal depolama alanı olan kar örtüsünden daha erken ayrılmasına neden olduğunu ifade etti.
Akbaş, özellikle ilkbahar sonu ve yaz aylarında su talebinin arttığını belirterek, su yönetiminde yalnızca toplam su miktarının değil, suyun ne zaman kullanılabilir hale geldiğinin de önem kazandığını vurguladı.
Dr. Harun Aslan ise kar örtüsünün yaz aylarına su taşıyan doğal bir rezervuar olduğunu belirterek, “Kar kuraklığı yalnızca ne kadar kar yağdığıyla değil, karın ne kadar süreyle suyu depolayabildiğiyle de ilgili.” değerlendirmesinde bulundu.
Araştırmacılar, iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak için kar örtüsünün daha yakından izlenmesi, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, sulama verimliliğinin artırılması ve havza bazlı su yönetiminin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.





