Diyarbakır’da toplumsal hafıza, tanıklık ve travma konularının ele alındığı önemli bir sempozyum başladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile Travma Çalışmaları Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen programa akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve insan hakları savunucuları katıldı.
Sempozyumun açılışında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Serra Bucak Küçük ve Emin Ay da yer aldı.
Bucak: Travma toplumsal boyutuyla ele alınmalı
Açılışta konuşan Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak Küçük, toplumsal hafızanın yalnızca yazılı belgelerden ve arşivlerden ibaret olmadığını, kentin sokaklarında, mahallelerinde ve insanların yaşamlarında varlığını sürdürdüğünü söyledi.
Zorunlu göç, zorla kaybetmeler, kayıplar ve tamamlanamayan yasların Diyarbakır'ın toplumsal hafızasında derin izler bıraktığını belirten Bucak, geçmişte yaşananların etkilerinin bugün de devam ettiğine dikkat çekti.
Travmanın yalnızca bireysel ruh sağlığı üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Bucak, iyileşmenin toplumsal boyutuna işaret ederek, “İyileşme bireysel bir mesele değildir. Kolektif ve toplumsal bir meseledir” dedi.
Hafıza çalışmaları kamusal politikalara taşınmalı
Yerel yönetimlerin hafıza ve travma çalışmalarında sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade eden Bucak, belediye bünyesinde yürütülen toplum temelli psikososyal destek çalışmalarına değindi.
Bucak, 5 Haziran Anıt Meydanı, Hafıza Rotası ve Hafıza Merkezi çalışmalarının toplumsal hafızanın korunması açısından önemli olduğunu belirterek, sempozyumda ortaya çıkacak önerilerin kamusal politikalara yansıtılması gerektiğini söyledi.
“Herkesin hikâyesi var ama anlatmak zorunda değil”
Travma Çalışmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Psikolog Nergis Özdemir Eker de sempozyumun ortak düşünme ve birbirini duyma zemini oluşturduğunu ifade etti.
Geçmişte yaşanan kayıpların, konuşulamayan dillerin ve yarım kalan yasların toplumsal yaşamdaki etkilerine dikkat çeken Eker, ruh sağlığı çalışmalarının insan hakları ve toplumsal dayanışmayla birlikte yürütülmesinin önemini vurguladı.
Söz almanın yalnızca konuşmak anlamına gelmediğini belirten Eker, “Herkesin anlatacak bir hikâyesi olabilir ama hiç kimse bir şey anlatmak zorunda değildir” ifadelerini kullandı.
İki gün boyunca farklı başlıklar ele alınacak
İki gün sürecek sempozyumda zorla kaybetmeler, cezasızlık politikaları, kuşaklar arası travma aktarımı, kadınların direniş ve iyileşme deneyimleri ile dil ve kimlik arasındaki ilişki tartışılacak.
Akademisyenler, ruh sağlığı uzmanları ve insan hakları savunucularının katılacağı program kapsamında panellerin yanı sıra politika önerileri oturumu, Hafıza Yürüyüşü ve çeşitli atölye çalışmaları da gerçekleştirilecek.




