Sınavların Gölgesinde Gençlik: Diplomadan Fazlasına İhtiyacımız Var

Milyonlarca gencin ve ailenin kalbi günlerdir aynı ritimle atıyor. Liseyi henüz bitirenler, hayallerini bir yıl erteleyip mezuna kalanlar... Dün Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın (YKS) ilk perdesi olan Temel Yeterlilik Testi (TYT) geride kaldı, bugün ise Alan Yeterlilik Testi (AYT) ile maraton tamamlanıyor. Sınıflarda ter döken çocukların arkasında, okul bahçelerinde dualarla bekleyen, çocuklarının geleceği için kaygılanan anne ve babalar var.
Ancak tam da bu noktada, derin bir nefes alıp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Hayat, gerçekten de dört şıklı sorulardan ve test kitapçıklarından mı ibaret?


Ebeveynler olarak artık şu yanılgıdan sıyrılmak zorundayız: Geleceğin teminatı, sadece yaldızlı unvanlar ve etiketli meslekler değildir. Elbette her anne baba çocuğunun iyi bir eğitim almasını, konforlu bir yaşam sürmesini ister. Ancak acı bir gerçeği de masaya yatırmak gerekiyor. Bugün Diyarbakır’dan Edirne’ye kadar, ülkenin dört bir yanında eğitimde, sosyo-ekonomik imkanlarda ve sosyal koşullarda ciddi bir fırsat eşitsizliği yaşanıyor. Bu eşitsizlik sarmalında, her çocuğun aynı kulvarda aynı hızla koşmasını beklemek adil olmadığı gibi, bu yarışın sonunda herkesin makbul kabul edilen o birkaç mesleğe sıkışmasını ummak da gerçekçi değildir.

Her çocuk üniversite sınavında derece yapmak, mühendislik ya da tıp fakültesi kazanmak zorunda değildir. zaten bu tabiata aykırıdır. Çocukların ihtiyacı olan şey onların özgün hayallerine göre bir gelecek inşa etmektir. Daha da önemlisi, yıllardır ikinci sınıf muamelesi gösterilen zanaatkârlığı ve usta unvanını yeniden baş tacı etmek zorundayız.

Unutuyoruz ki, bir cerrahın neşteri ne kadar kıymetliyse, bir ustanın çekici, bir tesisatçının anahtarı da toplumsal yaşamın dönmesi için o kadar hayatidir.


Peki, Ne Yapmalı?


Bu kısır döngüyü kırmak ve gençlerimize nefes aldıracak bir gelecek sunmak için köklü bir zihniyet ve sistem dönüşümüne ihtiyacımız vardır. İster üniversiteye hazırlansın ister mesleki eğitime yönelsin, ülkenin her yerindeki genç için eğitimde adalet sağlanmalıdır. ekonomik durum, bir çocuğun kaderi olmamalıdır.

Üniversite eğitimi, işsizliği erteleme mekanizması ya da sadece bir heves olmaktan çıkarılmalıdır. Yükseköğretim kurumları, nicelikle değil nitelikle anılan, gerçek bilim insanlarının yetiştirildiği merkezlere dönüştürülmelidir.


Sanatçı ve zanaatkâr yetiştirecek, modern dünya ile entegre olmuş güçlü kurumlar tesis edilmelidir. Amacımız, okul bitiren her gencin "ne iş olsa yaparım" demesi değil, elinde altın bir bilezikle doğrudan üretim zincirine katılması olmalıdır.


Toplum olarak meslekleri küçümseme hastalığından kurtulmalıyız. Alın teri döken, üretim yapan her insanın toplumsal yaşamın en gerekli unsuru olduğunu kabul etmeliyiz. Bu kabul, sadece sözde kalmamalıdır. El emeğiyle çalışan zanaatkârların, teknisyenlerin ve işçilerin ücret politikaları, insanca ve refah içinde yaşayabilecekleri seviyelere yükseltilmelidir.


Sonuç olarak
Hayatın karmaşık yapısında mükemmel bir denge vardır. Doktora ihtiyacımız olduğu an kadar, evimizdeki arızayı giderecek bir tesisatçıya, sokaklarımızı temiz tutan bir temizlik görevlisine, hayatımızı güzelleştiren bir ressama ya da terziye de ihtiyacımız var. Mesleklerin asıl unvanı, topluma sundukları faydadır.
Bugün sınavdan çıkan çocuklarımıza sarılırken onlara sadece aldıkları puanlarla değil, karakterlerini, yeteneklerini ve ne olursa olsun bizim için değerli olduklarını hatırlatalım. Çünkü bir ülkenin geleceği, mutsuz diplomalılardan değil, işini aşkla ve gururla yapan mutlu insanlardan inşa edilir.