<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyarbakır Son Dakika | Diyarbakır Haber, Amedspor, Amed,</title>
    <link>https://gazetedetay.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://gazetedetay.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 21 Aug 2026 04:45:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Düzenli şekerli içecek tüketimi mide kanseri riskini artırabiliyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/duzenli-sekerli-icecek-tuketimi-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/duzenli-sekerli-icecek-tuketimi-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Altıntaş, şekerli içecekleri günlük beslenmenin rutin bir parçası haline getirmemenin, midenin yanı sıra genel sağlık açısından da doğru bir yaklaşım olacağını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Medicana Sağlık Grubundan yapılan açıklamaya göre, gazlı ve şeker ilaveli içeceklerle ilgili yapılan yeni bir araştırma, mide kanseri açısından dikkati çekici sonuçlar ortaya koydu.</p>

<p>Gastro Hep Advances dergisinde yayımlanan araştırmada, "Nurses' Health Study" ve "Health Professionals Follow-Up Study" kapsamında takip edilen 112 bin 284 kişinin beslenme, yaşam tarzı ve sağlık verileri değerlendirildi.</p>

<p>Uzun yıllara yayılan takip sürecinde, 278 kişide mide kanseri gelişti. Araştırmada gazlı içecekler, meyve aromalı içecekler, limonata ve sporcu içecekleri gibi şeker ilaveli içeceklerin tüketimi ile mide kanseri görülme sıklığı arasındaki ilişki incelendi. Buna göre, günde en az bir porsiyon şekerli içecek tüketen kişilerde mide kanseri görülme riski, ayda bir porsiyondan daha az tüketenlere kıyasla 2,45 kat daha yüksek bulundu. Araştırmada, yüksek fruktoz tüketiminin de mide kanseri görülme sıklığındaki artışla ilişkili olduğu belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Altıntaş, çalışmanın önemli bir uyarı niteliğinde olduğunu ancak bulguların doğru yorumlanması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bu çalışma, şekerli içecek tüketimi ile mide kanseri arasında bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor ancak şekerli içeceklerin doğrudan mide kanserine neden olduğunu göstermiyor. Araştırmanın gözlemsel olması nedeniyle neden-sonuç ilişkisi kurmak mümkün olmaz ancak günlük ve düzenli şekerli içecek tüketiminin genel sağlık açısından olumsuz etkileri düşünüldüğünde, bu tür içeceklerin tüketimini sınırlandırmak, sağlıklı bir yaklaşım olacak."</p>

<p>Altıntaş, mide kanserinin çok faktörlü bir hastalık olduğunu, helicobacter pylori enfeksiyonu, sigara kullanımı, yüksek tuz tüketimi, tütsülenmiş ve işlenmiş gıdaların fazla tüketilmesi, fazla kilo ve bazı genetik faktörlerin mide kanseri riskini etkileyebildiğini aktardı.</p>

<p>Söz konusu kanserden korunmak için tek bir besine veya içeceğe odaklanmak yerine genel yaşam tarzının değerlendirmesi gerektiğini kaydeden Altıntaş, "Burada önemli olan, bir kişinin zaman zaman şekerli içecek tüketmesinin mide kanseri olacağı anlamına gelmediğini bilmek. Söz konusu olan, uzun vadeli ve düzenli tüketim alışkanlıkları. Bu nedenle araştırmanın sonuçlarını korku yaratacak şekilde değil, günlük beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmek için bir fırsat olarak değerlendirmek gerekiyor." değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>- "Açıklanamayan kilo kaybı önemli bir uyarı işareti olabilir"</p>

<p>Mide kanserinin erken dönemlerinde herhangi bir belirti görülmeyebileceğine işaret eden Altıntaş, uzun süren veya giderek artan mide şikayetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini aktardı.</p>

<p>Altıntaş, mide ağrısı, hazımsızlık, şişkinlik, iştahsızlık veya bulantı gibi şikayetlerin toplumda sık görüldüğünü ve çoğu zaman farklı nedenlerden kaynaklandığını belirterek, "Ancak bu yakınmaların uzun süre devam etmesi, giderek şiddetlenmesi veya kilo kaybı, erken doyma, yutma güçlüğü, kusma ya da kansızlık gibi belirtilerle görülmesi durumunda, mutlaka hekim değerlendirmesi gerekiyor. Özellikle açıklanamayan kilo kaybı, önemli bir uyarı işareti olabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Mide kanserinden korunmada sağlıklı beslenme ve yaşam tarzının önemli olduğunu vurgulayan Altıntaş, günlük sıvı ihtiyacını karşılamak için öncelikli tercihin su olması gerektiğinin altını çizerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>"Şekerli içecekleri günlük beslenmenin rutin bir parçası haline getirmemek, yalnızca mide sağlığı açısından değil, genel sağlık açısından da doğru bir yaklaşım. Bunun yanında sigaradan uzak durmak, sağlıklı kiloyu korumak, dengeli ve çeşitli beslenmek, gerekli durumlarda Helicobacter pylori açısından değerlendirilmek ve devam eden mide şikayetlerini ihmal etmemek, önemli. Kanserden korunmada en doğru yaklaşım, tek bir alışkanlığa odaklanmak yerine bütünsel bir yaşam tarzı oluşturmak."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/duzenli-sekerli-icecek-tuketimi-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/sekerli-icecek-tuketimi.jpg" type="image/jpeg" length="18435"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz sıcakları yenidoğanlarda sıvı kaybı riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/yaz-sicaklari-yenidoganlarda-sivi-kaybi-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/yaz-sicaklari-yenidoganlarda-sivi-kaybi-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Öktem, yaz aylarında artan sıcaklıkların özellikle yenidoğan bebeklerde sıvı kaybı riskini artırdığını ve bu durumun kısa sürede ciddi tablolara dönüşebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Öktem, fazla giydirme, yetersiz beslenme, emzirme sırasında yaşanan sorunlar, kusma ve ishal gibi durumların bebeğin ihtiyacından daha fazla sıvı kaybetmesine neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>Öktem, yenidoğan bebeklerde vücut sıvısı dengesinin yetişkinlere kıyasla çok daha hassas seyrettiğini aktararak, "İdrar miktarında azalma, ağız kuruluğu, gözyaşının olmaması, bıngıldakta çöküklük, halsizlik veya huzursuzluk gibi bulgular, sıvı kaybını gösterebilir. Özellikle yüksek sıcaklık, bebeğin fazla giydirilmesi ve yeterli beslenememesi, sıvı kaybını hızlandırabiliyor. Ailelerin özellikle idrar takibine ve bebeğin genel durumundaki değişikliklere dikkat etmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bebeğin ön bıngıldağında çöküklük görülmesinin de dikkat edilmesi gereken bulgulardan biri olduğuna değinen Öktem, ciltte esnekliğin azalması, bebeğin halsiz veya huzursuz olması gibi değişikliklerin sıvı kaybına işaret edebileceğini kaydetti.</p>

<p>Öktem, yenidoğanlarda sıvı kaybının bazı belirtilerinin aileler tarafından evde fark edilebileceğini vurgulayarak, "6 saatten uzun süre idrar çıkışının olmaması, idrarın az ve koyu renkli olması, ağız kuruluğu, tükürük miktarının azalması ve gözyaşının görülmemesi, sıvı kaybının belirtileri arasında yer alıyor." ifadesini kullandı.</p>

<p>- "Yenidoğan bir bebeğin vücut ısısı 36,5-37,5 derece arasında olmalı"</p>

<p>Sıvı kaybından korunmada düzenli beslenmenin önemli olduğunu vurgulayan Öktem, bebeğin en geç 2-3 saatte bir beslendiğinden ve süt miktarının yeterli olduğundan emin olunması gerektiğini aktardı.</p>

<p>Öktem, sıvı kaybı belirtileri görülen bebeklerde yalnızca düzenli beslenmenin yeterli olmayabileceğine dikkati çekerek, "Özellikle ağır ve ileri süreçlerde, bebeği desteklemek amacıyla serum sıvı tedavisinin de kullanılması gerekebilir. Bu nedenle, bu tür klinik tablolar görüldüğünde mutlaka çocuk hekimine veya yenidoğan uzmanına başvurulmalı ve gerekli değerlendirmeler yapılmalı." değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Yenidoğanların bulunduğu oda sıcaklığının da yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Öktem, yaz günlerinde oda sıcaklığının 22-24 derece arasında tutulmasını önerdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öktem, bebeğin gereğinden fazla giydirilmesinin de sıvı kaybını artırabileceğini hatırlatarak, şunları kaydetti:</p>

<p>"Klima, vantilatör veya cam açarak odayı havalandırmak mümkün ancak havanın doğrudan bebeğe temas etmemesi gerekiyor. Genel kuralımız, anne ve babanın evde ne giydiğine bakarak, bebeğe de yaklaşık bir kat daha fazla kıyafet giydirilmesi. Bebeği çok katlı giydirmekten kaçınmak gerekiyor. Ailelerin bebeğin vücut sıcaklığını değerlendirirken yalnızca el ve ayaklarına bakması doğru değil. Bebeğin el ve ayaklarındaki dolaşım yeterli olmadığı için bu bölgeler daha soğuk hissedilebilir. Bu nedenle anne ve babanın bebeği daha soğuk zannederek gereğinden fazla giydirmesi, sıvı kaybına yol açabilir. Evde termometre bulundurulmasını öneriyoruz. Bebeğin göğüs veya ense bölgesinde ısı artışı hissedildiğinde ölçüm yapılmalı. Yenidoğan bir bebeğin vücut ısısı 36,5-37,5 derece arasında olmalı."</p>

<p>Yenidoğanlarda sıvı kaybının yalnızca susuzlukla sınırlı kalmadığını aktaran Öktem, özellikle yaz aylarında sarılık riskinin de göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkati çekti.</p>

<p>Öktem, sıvı alımının azalmasıyla bebeğin idrar ve kaka yapımının da azaldığını belirterek, "Bu durum, sarılığın atılmasını zorlaştırabiliyor. Bebekte beslenememe, belirgin halsizlik, ciltte ve ağızda kuruluk gibi bulgular görülmesi halinde beklenmemesi gerekiyor. Bu belirtileri tespit ettiğimiz zaman, en yakın sağlık kuruluşuna veya hekimimize başvurmalı, gerekli tahlil ve muayeneleri yaptırmalıyız. Bebeğin beslenmesini doğru şekilde düzenleyerek, bu sorunların önüne geçebiliriz." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/yaz-sicaklari-yenidoganlarda-sivi-kaybi-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/01/premiture-bebek.jpg" type="image/jpeg" length="82614"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geçmeyen Ayak Şişliklerine Dikkat: Kalp Yetersizliğinin İşareti Olabilir]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/gecmeyen-ayak-sisliklerine-dikkat-kalp-yetersizliginin-isareti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/gecmeyen-ayak-sisliklerine-dikkat-kalp-yetersizliginin-isareti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte ayak ve ayak bileklerinde şişlik şikâyetleri daha sık görülüyor. Ancak kısa sürede geçmeyen, özellikle her iki bacakta ortaya çıkan ve üzerine parmakla basıldığında iz bırakan şişliklerin yalnızca sıcak havaya bağlanmaması gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, uzun süre devam eden bacak ödemlerinin kalp yetersizliği başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Kalp yetersizliğine bağlı ödemin genellikle iki bacakta görüldüğünü belirten Altay, şişliğin gün içerisinde artabileceğini, gece istirahatle birlikte azalabileceğini ve parmakla bastırıldığında ciltte çukur oluşabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>Nefes darlığı olmadan da ortaya çıkabilir</strong></p>

<p>Kalp yetersizliğinin yalnızca nefes darlığı ile kendini göstermediğini vurgulayan Altay, hastalığın kalbin hangi bölümünü etkilediğine göre farklı belirtiler gösterebildiğini söyledi.</p>

<p>Sol kalp yetersizliğinde nefes darlığının daha belirgin olduğunu aktaran Altay, sağ kalp yetersizliğinde ise bacaklarda şişlik ve karın bölgesinde sıvı birikimine bağlı büyümenin ön plana çıkabileceğini belirtti. Bu nedenle nefes darlığı yaşamayan kişilerin de kalp yetersizliği açısından değerlendirilmesi gerekebileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>Şişliğin nedeni sadece kalp olmayabilir</strong></p>

<p>Ayak ve bacaklarda oluşan ödemin farklı hastalıklardan da kaynaklanabileceğine işaret eden Altay, böbrek ve karaciğer rahatsızlıkları, tiroid sorunları, toplardamar ve lenf dolaşımı bozuklukları ile protein kaybına neden olan hastalıkların da şişliğe yol açabileceğini belirtti.</p>

<p>Bunun yanı sıra fazla tuz tüketimi ve bazı tansiyon ilaçlarının da vücutta sıvı birikimine neden olabileceğini ifade etti.</p>

<p>Şişliğin tek ya da çift taraflı olmasının da neden konusunda önemli ipuçları verdiğini dile getiren Altay, tek bacakta ortaya çıkan ödemlerde damar ve lenf dolaşımıyla ilgili sorunların, iki bacakta görülen şişliklerde ise kalp, böbrek, karaciğer ve hormonal hastalıkların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hangi durumda doktora başvurulmalı?</strong></p>

<p>Uzun süre geçmeyen veya tekrarlayan ayak bileği şişliklerinin hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Altay, muayenenin ardından hastanın durumuna göre kan testleri, ekokardiyografi, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, hormonal incelemeler ve damar ultrasonografisi gibi tetkiklere başvurulabileceğini aktardı.</p>

<p>Bacaklardaki şişliğe nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı veya bayılma eşlik ediyorsa sağlık kuruluşuna gecikmeden başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Altay, tek bacakta meydana gelen şişliğe ağrı ve kızarıklığın eşlik etmesi halinde ise damar içindeki pıhtı ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Altay, özellikle uzun süren ve tekrarlayan ödemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, kısa süreli şişliklerin her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmeyebileceğini ancak devam eden bacak ödemlerinde başta kardiyoloji olmak üzere gerekli tıbbi kontrollerin yapılmasının önem taşıdığını vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/gecmeyen-ayak-sisliklerine-dikkat-kalp-yetersizliginin-isareti-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/ayak-siskinligi.webp" type="image/jpeg" length="67302"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[60 Yataklı 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesi hizmete açıldı]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/60-yatakli-3-basamak-yogun-bakim-unitesi-hizmete-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/60-yatakli-3-basamak-yogun-bakim-unitesi-hizmete-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapımı tamamlanan 60 yataklı 3. Basamak Erişkin Yoğun Bakım Ünitesi hizmete açıldı. İlk aşamada 10 yataklı bölüm hasta kabulüne başlarken, ünitenin kalan yatakları da planlanan süreç doğrultusunda kademeli olarak hizmete alınacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yoğun bakım ünitesinin hizmete açılmasıyla birlikte Diyarbakır’daki 3. Basamak Erişkin Yoğun Bakım yatak kapasitesi önemli ölçüde artırıldı. İl genelinde kamuda daha önce 98 olan 3. Basamak Erişkin Yoğun Bakım yatak sayısı, 60 yeni yatağın eklenmesiyle 158’e yükseltildi. Yaklaşık yüzde 60 oranında gerçekleştirilen kapasite artışıyla birlikte, kritik durumdaki hastalara sunulan ileri düzey yoğun bakım hizmetleri daha güçlü bir altyapıyla desteklenmiş oldu.<br />
Modern altyapısı ve ileri teknoloji tıbbi cihazlarla donatılan 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesi, hayati tehlikesi bulunan ve ileri düzey takip ile tedavi gerektiren hastalara hizmet verecek. Son teknoloji monitörizasyon sistemleri, mekanik ventilatörler ve yoğun bakım ekipmanlarıyla donatılan ünitede, kritik durumdaki hastaların tedavi süreçleri yüksek standartlarda yürütülecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Yogun Bakim Uniteleri (1)" class="detail-photo img-fluid" height="892" src="https://gazetedetaycom.teimg.com/gazetedetay-com/uploads/2026/08/yogun-bakim-uniteleri-1.jpeg" width="1338" />Sağlık sisteminde en üst düzey yoğun bakım hizmetlerinden biri olarak kabul edilen 3. Basamak Yoğun Bakım Üniteleri; çoklu organ yetmezliği, ağır travma, ileri solunum yetmezliği, sepsis ve kapsamlı yoğun bakım desteği gerektiren hastaların tedavisinin gerçekleştirildiği merkezler arasında yer alıyor. Uzman hekimler, hemşireler ve sağlık profesyonellerinden oluşan ekipler tarafından 24 saat kesintisiz hizmet sunulan ünitede ileri yaşam desteği uygulamaları gerçekleştirilecek.</p>

<p><img alt="Yogun Bakim Uniteleri (3)" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://gazetedetaycom.teimg.com/gazetedetay-com/uploads/2026/08/yogun-bakim-uniteleri-3.jpeg" width="1600" />Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, “Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanemizde yapımı tamamlanan 60 yataklı 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesinin ilk etabını hizmete açmış bulunuyoruz. İlk aşamada 10 yatak aktif olarak hizmet vermeye başladı, kalan kısımlarda kademeli bir şekilde hizmete alınacak. Yoğun bakım kapasitemize önemli katkı sağlayacak olan bu yatırım, modern altyapısı ve ileri teknoloji donanımıyla vatandaşlarımıza sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artıracaktır.<br />
Diyarbakır, yalnızca ilimize değil çevre illere de ileri düzey sağlık hizmeti sunan önemli bir sağlık merkezidir. Hizmete açılan bu yeni yoğun bakım ünitesiyle birlikte hem ilimizdeki kritik hasta bakım kapasitesi güçlenmiş olacak hem de bölgemizin nitelikli sağlık hizmeti sunumuna önemli katkı sağlanacaktır. Sağlık altyapımızı güçlendirmeye yönelik yatırımlarımızı vatandaşlarımızın ihtiyaçları doğrultusunda sürdürmeye devam edeceğiz.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BÜLTEN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/60-yatakli-3-basamak-yogun-bakim-unitesi-hizmete-acildi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 14:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/yogun-bakim-uniteleri-2.jpeg" type="image/jpeg" length="63471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıkırdak hasarında erken tedavi protez ihtiyacını geciktirebiliyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/kikirdak-hasarinda-erken-tedavi-protez-ihtiyacini-geciktirebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/kikirdak-hasarinda-erken-tedavi-protez-ihtiyacini-geciktirebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Kadıköy Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Kays Ünal, her kıkırdak hasarının protez gerektirmediğini, özellikle erken dönemde saptanan lezyonlarda biyolojik tedaviler ve uygun rehabilitasyon programlarıyla hastaların şikayetlerinde azalma sağlanabildiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, diz, kalça ve omuz eklemlerinde görülen kıkırdak hasarı, ağrı, hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesinde azalmaya yol açabiliyor.</p>

<p>Özellikle erken ve orta evre osteoartrit (kireçlenme) hastalarında PRP, kök hücre uygulamaları ve diğer biyolojik yöntemler, eklemdeki bozulma sürecini yavaşlatmayı ve protez ihtiyacını geciktirmeyi hedefleyen seçenekler arasında yer alıyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Ömer Kays Ünal, kıkırdak hasarının derecesinin tedavi planını belirleyen en önemli unsur olduğunu anlattı.</p>

<p>Ünal, kıkırdak dokusunun eklemlerin ağrısız ve akıcı şekilde hareket etmesini sağlayan temel yapılardan biri olduğunu kaydederek, bu dokunun kanlanmasının çok sınırlı olması nedeniyle oluşan hasarın kendiliğinden iyileşmesinin zorlaştığını aktardı.</p>

<p>Spor yaralanmaları, menisküs problemleri, aşırı yüklenme, fazla kilo ve yaşa bağlı kireçlenme gibi nedenlerle ortaya çıkan kıkırdak kaybının zaman içinde ilerleyebildiğini vurgulayan Ünal, "eklem koruyucu" yaklaşımın ileri evrelerde doğrudan protez uygulamasına yönelmek yerine, uygun hastalarda biyolojik ve rejeneratif tedavilerle eklemin mevcut yapısını korumayı amaçladığını kaydetti.</p>

<p>Ünal, rejeneratif tedavilerin travmaya bağlı sınırlı kıkırdak hasarı bulunan genç ve orta yaş hastalarda daha başarılı sonuçlar verebildiğini anlattı.</p>

<p>Rejeneratif tedavilerin, erken ve orta evre osteoartrit hastalarında ağrının azaltılması ve eklem fonksiyonlarının desteklenmesi açısından da önemli bir seçenek olarak değerlendirildiğini kaydeden Ünal, "Protez ameliyatını geciktirmek isteyen 50-65 yaş arası bireylerde yaşam kalitesini korumaya yardımcı olabilen bu tedaviler, daha önce menisküs ameliyatı geçirmiş ve sonrasında kıkırdak sorunu gelişmiş hastalarda da uygun hasta seçimi yapıldığında fayda sağlayabiliyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>- Eklem koruyucu tedavilerde doğru hasta seçimi önemli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Biyolojik tedavilerin zaman zaman "kıkırdağı tamamen yenileyen mucize yöntemler" gibi algılanabildiğini belirten Doç. Dr. Ünal, bunun doğru bir yaklaşım olmadığını. bazı hastalarda ağrının belirgin şekilde azalabildiğini, bazılarında ise daha sınırlı fayda görülebildiğini aktardı.</p>

<p>Temel amacın eklemdeki bozulma hızını azaltmak, fonksiyonu korumak ve uygun hastalarda protez ihtiyacını geciktirmek olduğuna dikkati çeken Ünal, şunları kaydetti:</p>

<p>"Tedavi sonrası süreçte düzenli egzersiz, kas güçlendirme, kilo kontrolü ve eklemi aşırı zorlayan aktivitelerden kaçınmak büyük önem taşır. Özellikle diz çevresi kaslarının güçlendirilmesi eklem üzerine binen yükün azalmasına katkı sağlayabilir. Uzun süre devam eden diz, kalça veya omuz ağrısı, merdiven inip çıkarken zorlanma, takılma hissi, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerde ortopedik değerlendirme yapılması önemlidir.</p>

<p>PRP, kök hücre uygulamaları ve diğer biyolojik yöntemler, uygun hastalarda ağrının azaltılması, fonksiyonun korunması ve protez ihtiyacının ertelenmesi açısından değerlendirilebilen eklem koruyucu seçenekler arasında yer alıyor. Ancak tedavi kararının, hastanın yaşı, şikayetleri, görüntüleme bulguları, eklem yapısı ve yaşam beklentileri birlikte değerlendirilerek kişiye özel planlanması gerekiyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/kikirdak-hasarinda-erken-tedavi-protez-ihtiyacini-geciktirebiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/kikirdak-hastasi.jpg" type="image/jpeg" length="54356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda açıklanamayan karın ağrısı fındıkkıran sendromu belirtisi olabilir]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/cocuklarda-aciklanamayan-karin-agrisi-findikkiran-sendromu-belirtisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/cocuklarda-aciklanamayan-karin-agrisi-findikkiran-sendromu-belirtisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Cihangir Akgün, çocuklarda açıklanamayan kronik karın ağrısı, sol yan ağrısı ve idrarda kan görülmesinin fındıkkıran (nutcracker) sendromunun belirtileri arasında yer alabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Akgün, hastalığın nadir görüldüğü için çoğu zaman gözden kaçabildiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalıkta böbrek toplardamarının karın içerisindeki ana damarlar arasında sıkıştığını ve fındık kıracağı görünümü aldığını vurgulayarak, "Bu durum, kronik karın ağrısına ve idrarda kana yol açabilir. Kanama bazen gözle görülür şekilde olurken, bazen de yalnızca mikroskop altında tespit edilebilir. Özellikle sol yan ağrısı, bu hastalıkta sık görülür. Erkeklerde varikoselle, kadınlarda ise pelvik bölge ağrılarıyla ilişkili olabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Akgün, özellikle zayıf ve gelişim çağındaki çocuklarda daha sık görülen hastalığın, açıklanamayan sol yan ağrısı, idrarda kan veya protein kaçağı belirtileriyle teşhis edildiğini, tanı sürecinde Doppler ultrasonundan ve gerekli durumlarda MR anjiyografi veya tomografiden yararlanıldığını kaydetti.</p>

<p>Tanının ardından hastaların bir süre takip edildiğini aktaran Akgün, "Çoğu zaman çocuk kilo aldıkça damar üzerindeki baskı azalır ve hastalık kendiliğinden düzelebilir. Ancak bazı durumlarda, cerrahi müdahale gerekebilir. Belirtiler, ihmal edilmemeli. Özellikle kronik karın ağrısı, sol yan ağrısı ve idrarda kan görülen çocukların mutlaka bir çocuk nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/cocuklarda-aciklanamayan-karin-agrisi-findikkiran-sendromu-belirtisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2025/11/losemi-hastasi-9-yasindaki-taha-mert-bir-yillik-hastane-tedavisiyle-sagligina-kavustu.jpg" type="image/jpeg" length="43434"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erken tanıyla meme kanserini yenen doktor, hikayesiyle kadınlara umut oluyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/erken-taniyla-meme-kanserini-yenen-doktor-hikayesiyle-kadinlara-umut-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/erken-taniyla-meme-kanserini-yenen-doktor-hikayesiyle-kadinlara-umut-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep'te aile hekimi olarak görev yapan 46 yaşındaki Doktor Nihan Şenol, yaklaşık 1,5 yıl süren meme kanseri tedavisinin ardından hem görevine başladı hem de katıldığı seminerlerle kanser hastalarına erken tanının önemine değiniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 20 yıldır hekimlik yapan Şenol, Aralık 2024'te sağ göğsündeki kitleyi fark edip erken tanı merkezine başvurdu.</p>

<p>Yapılan tetkiklerin ardından meme kanseri teşhisi konulan Şenol, 25 Aralık 2024'te kemoterapi tedavisine başladı.</p>

<p>Bir süre sonra doktorluğa ara veren Şenol, 1,5 yıllık tedavi sürecinin ardından Mart 2026'da kanseri yendiğini öğrendi.</p>

<p>Yaklaşık 1 ay önce görevine yeniden başlayan Şenol, bu süreçte davet edildiği seminerlerde hastalık sürecinde yaşadıklarını kadınlarla paylaşarak hem hikayesini anlatıyor hem de erken tanının önemini vurguluyor.</p>

<p>Nihan Şenol, tedavi süresince motivasyonunu yüksek tutmak için çeşitli hobiler edindiğini söyledi.</p>

<p>Kanserde motivasyonun çok önemli olduğunu belirten Şenol, "Teşhis konulduğunda kendimi bir bilinmezde hissettim. Doktor ya da hasta yakını olarak bu süreçleri daha önce yaşadım ama başıma ilk defa gelmişti. Benim için bir bilinmezdi. Bilinmezler insanları her zaman korkutur. Hastalarımın maneviyatıyla bu süreci atlatmaya çalıştım." dedi.</p>

<p>Şenol, meme koruyucu ameliyat geçirdiğini ve geçen yaz radyoterapi aldığını dile getirdi.</p>

<p>Tedavisine Mart 2026'ya kadar akıllı ilaçla devam ettiğini ifade eden Şenol, "Bu uzun bir süreç. Benimki 1,5 yıl süren bir maratondu. Doktorlarıma çok güvendim ve onların dediklerini uyguladım ama zor bir süreçti. Doktorlara güvenmek çok önemli. Tedaviyi yarım bırakmak istediğim ve duygusal olarak çok zorlandığım süreçler oldu. Ama doktorlarıma olan güvenim bu süreci daha rahat atlatmamı sağladı." diye konuştu.</p>

<p>- "Kendi deneyimini kadınlarla paylaşıyor"</p>

<p>Şenol, hastalık sürecini yenmek veya yenilmek şeklinde değerlendirmediğini belirterek yaşadıklarını deneyim süreci olarak gördüğünü ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kendi deneyimini paylaşmak üzere davet edildiği seminerlerde kadınlara konuşmalar yaptığını dile getiren Şenol, "Ben tavsiye vermekten ziyade başıma gelenleri anlatmayı daha çok tercih ediyorum. Tavsiye vermektense 'Benim başıma bu geldiğinde ben bunları yaşadım.' şeklinde yaşadıklarımı anlatmayı daha çok seviyorum." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bölge, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/erken-taniyla-meme-kanserini-yenen-doktor-hikayesiyle-kadinlara-umut-oluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/meme-kanseri.jpg" type="image/jpeg" length="19321"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de ilaç sektörünün AR-GE yatırımları 5 yılda 8 kat arttı]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/turkiyede-ilac-sektorunun-ar-ge-yatirimlari-5-yilda-8-kat-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/turkiyede-ilac-sektorunun-ar-ge-yatirimlari-5-yilda-8-kat-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye ilaç sektöründe araştırma ve geliştirme (AR-GE) yatırımlarında son yıllarda dikkat çekici bir yükseliş yaşandı. Sektörün AR-GE harcamaları, 2020-2024 döneminde 8,3 kat artarak 676,2 milyon liradan 5,6 milyar liraya çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojik gelişmelerin hız kazanmasıyla birlikte ilaç sektörü, yalnızca hastalıkların tedavisine yönelik ürünler geliştirmekle kalmıyor. Yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik yeni tedavi ve ürünlerin ortaya çıkarılması için de AR-GE çalışmalarına daha fazla kaynak ayrılıyor.</p>

<p>Özellikle yeni ilaç geliştiren ve patent korumasındaki referans ürünleri piyasaya sunan firmalar, AR-GE faaliyetlerinin önemli bölümünü üstleniyor. Sektördeki AR-GE yatırımlarının artması, kısa vadede yeni ilaçların geliştirilmesine ve ürün çeşitliliğinin genişlemesine katkı sağlarken, uzun vadede referans ve eş değer ilaçlar arasındaki rekabetin güçlenmesine de zemin hazırlıyor.</p>

<p><strong>Türkiye ilaç pazarında küresel şirketlerin ağırlığı</strong></p>

<p>Sektöre ilişkin verilere göre, dünya genelinde ilaç satışlarında ilk 50 sırada bulunan şirketlerin geçen yıl ABD ilaç pazarındaki payı yüzde 88 olurken, Türkiye’deki pazar payları yüzde 49 seviyesinde gerçekleşti.</p>

<p>Bu tablo, küresel ölçekte faaliyet gösteren ilaç şirketlerinin Türkiye pazarında önemli bir konuma sahip olduğunu ortaya koyarken, yerli ve diğer uluslararası firmaların da pazardaki etkinliğini sürdürdüğünü gösteriyor.</p>

<p><strong>Küresel ilaç AR-GE harcamaları da yükseldi</strong></p>

<p>İlaç sektöründe AR-GE yatırımlarındaki artış yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmadı. Küresel ilaç sektörünün AR-GE harcamaları 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 3 artarak 201,3 milyar dolara ulaştı.</p>

<p>Küresel ölçekte AR-GE harcamalarında 130,1 milyar dolarla ABD ilk sırada yer aldı.</p>

<p><strong>Hedef yerli ve yenilikçi ilaç üretimini artırmak</strong></p>

<p>Türkiye’de ilaç sektörü; yüksek katma değerli üretim yapısı, nitelikli iş gücü ve AR-GE odaklı faaliyetleriyle stratejik sektörler arasında öne çıkıyor.</p>

<p>Kalkınma Planı kapsamında ise ilaç alanında yerli üretim kapasitesinin artırılması, dışa bağımlılığın azaltılması ve yenilikçi ilaç geliştirme kabiliyetinin güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Türkiye ilaç pazarının toplam büyüklüğü de son yıllarda önemli ölçüde genişledi. 2020 yılında 56 milyar lira seviyesinde bulunan pazar büyüklüğü, 2024 yılında 479 milyar liraya ulaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5 yılda 8,3 katlık artış</strong></p>

<p>Sektörün AR-GE harcamalarındaki yükseliş ise dikkat çekici boyuta ulaştı. 2020 yılında 676,2 milyon lira olan AR-GE harcamaları, 2024'te yüzde 723 artışla 5,6 milyar liraya yükseldi.</p>

<p>Böylece Türkiye ilaç sektörünün AR-GE yatırımları sadece 5 yıllık dönemde 8,3 kat artmış oldu. Artışın, Türkiye’nin yüksek katma değerli ve yenilikçi ilaç üretim kapasitesinin geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ekonomi, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/turkiyede-ilac-sektorunun-ar-ge-yatirimlari-5-yilda-8-kat-artti</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/ilac-sektoru-uretim.webp" type="image/jpeg" length="66254"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[40 Bin Kanser Hastasına İmmünoterapi Desteği]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/40-bin-kanser-hastasina-immunoterapi-destegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/40-bin-kanser-hastasina-immunoterapi-destegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) geri ödeme listesine alınan 5 immünoterapi ilacından son bir yılda yaklaşık 40 bin kanser hastasının yararlandığını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, kanser tedavisi gören vatandaşların ilaçlara erişimini kolaylaştırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geçtiğimiz yıl temmuz ayında SGK’nın geri ödeme kapsamına alınan 5 immünoterapi ilacının, 25 farklı kanser türünün tedavisinde kullanıldığı belirtildi.</p>

<p><strong>40 bin hasta ilaçlardan yararlandı</strong></p>

<p>Işıkhan’ın verdiği bilgilere göre, geri ödeme kapsamına alınan immünoterapi ilaçlarından son bir yıl içerisinde 40 bin kanser hastası faydalandı.</p>

<p>Bakan Işıkhan, kanserle mücadele eden vatandaşların yanında olmaya devam edeceklerini belirterek, tedavi imkanlarına erişimin kolaylaştırılması amacıyla çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti.</p>

<p>Uygulamanın, özellikle yüksek maliyetli kanser ilaçlarına erişim konusunda hastalar ve aileleri açısından önemli bir destek sağladığı değerlendiriliyor</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/40-bin-kanser-hastasina-immunoterapi-destegi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/immunoterapi-destegi.webp" type="image/jpeg" length="74028"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da Yapay Zekâ ile Beyin Tümörlerinde Erken Teşhis Umudu]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/diyarbakirda-yapay-zeka-ile-beyin-tumorlerinde-erken-teshis-umudu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/diyarbakirda-yapay-zeka-ile-beyin-tumorlerinde-erken-teshis-umudu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dicle Üniversitesi Silvan Meslek Yüksekokulu’nda görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Aynur Sevinç’in doktora çalışması, yapay zekâ kullanılarak beyin tümörlerinin erken teşhis edilmesine yönelik önemli bir araştırmaya dönüştü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dicle Üniversitesi Silvan Meslek Yüksekokulu’nda sağlık ve teknoloji alanlarını bir araya getiren dikkat çekici bir akademik çalışma gerçekleştirildi. Bilgisayar Teknolojileri Bölüm Başkanı ve Yüksekokul Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Aynur Sevinç’in doktora araştırması, beyin tümörlerinin MR görüntüleri üzerinden yapay zekâ ve derin öğrenme yöntemleriyle tespit edilmesine odaklandı.<br />
MR Görüntüleri Yapay Zekâ ile İnceleniyor<br />
“Beyin Tümörünün Manyetik Rezonans Görüntüleri Üzerinden Derin Öğrenme Yaklaşımlarıyla Erken Teşhisi ve Sınıflandırılması” başlıklı çalışmada, MR görüntülerinin bilgisayar destekli yöntemlerle analiz edilmesi amaçlandı.</p>

<p>Araştırmada yapay zekâ, derin öğrenme ve görüntü işleme teknolojilerinden yararlanılarak beyin tümörlerinin erken aşamada belirlenmesi ve farklı tümör türlerinin sınıflandırılması üzerine çalışmalar yürütüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın ilerleyen süreçte hekimlerin değerlendirme ve karar verme süreçlerine teknolojik destek sağlayabilecek sistemlerin geliştirilmesine katkı sunması hedefleniyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BÜLTEN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/diyarbakirda-yapay-zeka-ile-beyin-tumorlerinde-erken-teshis-umudu</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/file-0000000053a081f4b504f8c397fe4e52.png" type="image/jpeg" length="87784"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Libyalı hasta doku nakli ameliyatıyla elini yeniden kullanmaya başladı]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/libyali-hasta-doku-nakli-ameliyatiyla-elini-yeniden-kullanmaya-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/libyali-hasta-doku-nakli-ameliyatiyla-elini-yeniden-kullanmaya-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Libya'da geçirdiği iş kazasının ardından avuç içindeki doku kaybı ve hareket kısıtlılığı nedeniyle elini kullanmakta güçlük çeken 55 yaşındaki Libyalı Suat Abdullah Tahir, Medipol Mega Üniversite Hastanesinde uygulanan doku nakli ameliyatının ardından el fonksiyonlarını yeniden kazanmaya başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, daha önce farklı ülkelerde tedavi gören ancak sonuç alamayan Tahir, Medipol Mega Üniversite Hastanesine başvurdu. Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan ve ekibi, hastanın kolunun yan bölgesinden aldıkları ince dokuyu avuç içine naklederek hastanın sağlığına kavuşmasına yardımcı oldu.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Özkan, hastanın yıllar önce geçirdiği iş kazasının ardından avuç içinde doku kaybı ve ilerleyici enfeksiyon geliştiğini belirtti.</p>

<p>Hastanın uzun süre fizik tedavi görmemesi nedeniyle elin iç yapısının sertleştiğini ve hareketlerinin kısıtlandığını belirten Özkan, bu nedenle öncelikle eldeki sert dokuları temizlediklerini ve kolun yan bölgesinden aldıkları ince bir dokuyu elin iç yüzeyine yerleştirdiklerini aktardı.</p>

<p>Özkan, ameliyatın en önemli noktalarından birinin, el fonksiyonlarını bozmadan doku transferini gerçekleştirmek olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>

<p>"Avuç içi yapısı çok ince olduğu için buraya kalın dokular uygulanamaz. Biz de hem estetik hem işlevsel sonuç almak için koldan aldığımız ince dokuyla bu bölgeyi onardık. Ameliyat başarılı geçti, dikişler iki haftada alındı ve hasta artık fizik tedavi sürecine geçiyor."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hasta Suat Abdullah Tahir de kaza sonrası yaşadığı zorlu sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede, daha önce farklı ülkelerde birkaç hastaneye başvurduğunu ancak sonuç alamadığını ifade etti.</p>

<p>Tahir, "Dikiş atıldı ama fayda görmedim. Yaralar kapandıktan sonra apse oluştu. En sonunda Türkiye'ye geldim. Burada çok güzel karşılandım, ameliyatım başarılı geçti. Şimdi fizik tedaviye başlayacağım. Burak Hoca ve tüm ekibine çok teşekkür ederim." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/libyali-hasta-doku-nakli-ameliyatiyla-elini-yeniden-kullanmaya-basladi</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/libyali-hasta.jpg" type="image/jpeg" length="78824"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medyadaki yemek videoları kontrolsüz yeme eğilimini artırıyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/sosyal-medyadaki-yemek-videolari-kontrolsuz-yeme-egilimini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/sosyal-medyadaki-yemek-videolari-kontrolsuz-yeme-egilimini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencilerinin hazırladığı "Sosyal Medyadaki Beslenme ve Yemek İçerikli Videoların Yeme Davranışı ve Beden Algısı Üzerine Etkileri" araştırması yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üviversiteden yapılan açıklamaya göre, Aslı Başak Toprak, Tuğbanur Sarıtaş, İpek Arslan ve Zeynep Özgen tarafından, İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger danışmanlığında hazırlanan araştırma, Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan 364 yetişkinin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmaya göre, sosyal medyada geçirilen toplam süreden ziyade maruz kalınan içeriklerin niteliği, yeme davranışları ve beden algısı üzerinde daha belirleyici oluyor.</p>

<p>Bulgulara göre, yemek içerikli videolara ayrılan süre arttıkça kontrolsüz ve duygusal yeme eğilimleri yükselirken, beden memnuniyeti azaldı. Özellikle günde 2-4 saat ve 4 saatin üzerinde bu tür içerikleri izleyen katılımcıların kontrolsüz yeme, bilişsel kısıtlama ve duygusal yeme puanları yükseldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Katılımcıların yüzde 37,9'u en sık yemek tarifleri videolarını izlediğini belirtirken, yüzde 31,6'sı restoran ve yemek incelemeleri içeriklerini takip etti. Spor ve diyet içerikleri yüzde 18,7 ile üçüncü sırada yer alırken, kamera karşısında büyük miktarlarda yemek yenilen "mukbang" ve tadım videolarını izlediğini belirtenlerin oranı yüzde 11,8 oldu.</p>

<p>Araştırmada ayrıca kadın katılımcıların duygusal yeme puanlarının erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu, beden kitle indeksi arttıkça beden memnuniyetinin azaldığı tespit edildi. En sık TikTok kullandığını belirten katılımcılar en yüksek kontrolsüz yeme puanı ortalamasına sahip olurken, beden memnuniyeti puanı en yüksek grubun Instagram kullanıcıları olduğu belirlendi.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger, sosyal medyada yemek içeriklerinin yalnızca tarif veya eğlence içeriği olmaktan çıkarak, bireylerin yeme davranışlarını ve beden algısını etkileyebilen güçlü bir dijital uyarana dönüştüğünü belirtti.</p>

<p>Kenger, "Bu nedenle sosyal medyayı tamamen olumsuzlamak yerine kullanıcıların hangi içeriklere, ne kadar süreyle ve nasıl maruz kaldığını dikkate almak gerekiyor. Genç yetişkinlerde medya ve beslenme okuryazarlığının güçlendirilmesi, bu açıdan kritik görünüyor." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/sosyal-medyadaki-yemek-videolari-kontrolsuz-yeme-egilimini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/yemek-yeme-alisganligi.jpg" type="image/jpeg" length="19119"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Dünyada 68'inci vaka" olarak literatüre geçti]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/dunyada-68inci-vaka-olarak-literature-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/dunyada-68inci-vaka-olarak-literature-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır'da yaşadığı sağlık sorunları üzerine hastaneye giden Şehmus Doğan'da dünyada 67 hastada görülen Bundgaard Sendromu (Atriyal fibrilasyon, ventriküler taşikardi ve ani kardiyak ölüm riskine yol açabilen, ailesel ST segment depresyonu olarak da bilinen kalıtsal kardiyak aritmi sendromu) saptandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mardin'de yaşayan 41 yaşındaki Doğan, geçmeyen baş dönmesi, göz kararması ve göğüs ağrısı şikayetleri üzerine Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi'ne başvurdu.</p>

<p>Kardiyoloji uzmanı Dr. Ferdi Ekinci ve ekibi tarafından yapılan tetkikler sonucu, Doğan'da tıp literatüründe dünyada nadir görülen kalıtsal kalp rahatsızlığı olan Bundgaard Sendromu tespit edildi.</p>

<p>Yapılan incelemede, kalıtsal olan bu hastalığın Doğan'ın 4 yaşındaki kızında ve bazı aile fertlerinde de bulunduğu belirlendi.</p>

<p>İlaç tedavisi uygulanan Doğan ile aile fertlerinin sağlık durumu takibe alındı.</p>

<p>- "Ani ölüme neden olabilen ritim bozukluğu yapabiliyor"</p>

<p>Dr. Ekinci, hastanın kendilerine baş dönmesi, göz kararması gibi şikayetlerle geldiğini, yaptıkları tetkiklerde çok nadir bir hastalığı bulunduğunu saptadıklarını söyledi.</p>

<p>Tıp dünyasında bu hastalığın çok az bilindiğini ve bu nedenle gözden kaçabildiğini belirten Ekinci, şunları kaydetti:</p>

<p>"Dünyada bu vaka dışında 67 hasta var. Biz 68'inci hastayı bulduk. Türkiye'de ilk vaka olarak saptadık. Bu, ritim bozukluğu yapabilen, ani ölüme neden olabilen bir hastalık. Ailesel geçişli bir hastalık olduğundan anne veya babada varsa çocuklarda da bulunma ihtimali yüksek oluyor. Bu, 2018 yılında Henning Bundgaard ve çalışma arkadaşlarının Danimarka'da teşhis ettiği bir hastalık. Sonrasında yapılan çalışmalarda 67 hasta saptanmış. Bizim hastamız da 68'inci kişi olarak kayıtlara geçti. Bu vakayla ilgili makaleyi dünyaca ünlü kardiyoloji dergisi JACC'da yayınladık. Hastamızda bu hastalığın ailesel geçişli olduğunu da saptadık. Çünkü babasında, babasının dayısında, 4 yaşındaki kızında, ablasında, kız kardeşinde mevcut olduğunu gördük EKG sonuçlarında. Bununla ilgili detaylı çalışmalara devam ediyoruz."</p>

<p>- "Yüksek riskli görürsek kalp pili öneriyoruz"</p>

<p>Ekinci, hastalarda ritim bozukluğunun ne sıklıkla olduğunu holter cihazı ile takip ettiklerini anlatarak "Yüksek riskli görürsek kalp pili, şok pilleri öneriyoruz. Hastamızın şu an ciddi bir aritmi yükü yok. Ritim bozukluğu yükünün çok fazla olmadığını holter cihazı ile yaptığımız takipte gördük. Bu nedenle şu an hastamızı sadece ayaktan takip ediyoruz. Hastanın şikayetleri, verdiğimiz ilaç tedavisi ile şu an geçmiş durumda. Genel olarak stabil durumda, ailesini de takip ediyoruz." dedi.</p>

<p>- Kalp kriziyle karıştırılmaması önerisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalığın kimi zaman kalp kriziyle de karıştırılabildiğini dile getiren Ekinci, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Kalp krizi kalbi besleyen 3 damarın herhangi birisinde ani tıkanma sonucu kalp kasının yeterince kanlanamamasından kaynaklanan bir şey. Hastamızın EKG sonucunda ritim bozukluğu değil de bizim gördüğümüz kalp krizine benzeyen bir paterni (Bir bulgunun, dokunun veya hastalığın vücutta gösterdiği dağılım ve görünüm düzeni) vardı. Hastaya anjiyo yaptık, damarların tıkalı olmadığını gördük. Sonrasında yaptığımız çalışmalarda bu teşhisi doğruladık. Hekim arkadaşlarımızın özellikle dikkat etmesi, bu tarz durumların gözden kaçmaması gerekir çünkü ölümcül olabilen bir hastalık. Bu hastalığın tanınması, hayatta kalmaları açısından önemli. Bu hastalık bilinmediği zaman ani kardiyak ölüm riski olabiliyor. Bu yüzden önemli bir hastalık."</p>

<p>- "İnşallah kısa zamanda sağlığıma kavuşurum"</p>

<p>Şehmus Doğan, şikayetlerinin baş dönmesi, göz kararması ve göğüs ağrısı olarak başladığını, daha önce başvurduğu hastanede sonuç alamayınca Diyarbakır'a geldiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Ferdi Ekinci tarafından yapılan tetkiklerde çok nadir görülen bir hastalığı olduğunu öğrendiğini belirten Doğan, "Bu hastalığın ailemde de olabileceği söylendi. 4 yaşındaki kızım da da tespit edildi. Hocamızın verdiği ilaçları kullandım, etkisini gördüm. Göğüs ağrım ve baş dönmesi şikayetim azaldı. Hocamız ile bu hastalığı takip ediyoruz. İnşallah kısa zamanda iyileşirim, sağlığıma kavuşurum." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/dunyada-68inci-vaka-olarak-literature-gecti</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/yeni-hastalik-literoter.jpg" type="image/jpeg" length="56109"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantep Üniversitesi 3 senede 579 kornea nakli gerçekleştirdi]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/gaziantep-universitesi-3-senede-579-kornea-nakli-gerceklestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/gaziantep-universitesi-3-senede-579-kornea-nakli-gerceklestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, son 3 yılda gerçekleştirdiği 579 kornea nakliyle Türkiye'nin önde gelen nakil merkezlerinden biri oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastanedeki Kornea Bankası, kornea naklindeki kapasitesi, kısa bekleme süresi ve güçlendirilen teknolojik altyapısıyla bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Son 3 yılda 579 kornea naklinin gerçekleştirildiği GAÜN Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, bu alanda Türkiye'de en fazla kornea naklinin gerçekleştirildiği merkezler arasında yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nakillerde kullanılan korneaların büyük bölümü Kornea Bankası'na bağlı merkezlerden sağlanırken etkin organizasyon sayesinde kornea nakli için başvuran hastaların ameliyat süreci bir hafta ile bir ay arasında tamamlanabiliyor. Bu süre, hem tedaviye erken başlanmasını sağlıyor hem de nakil başarısını artırıyor.</p>

<p>Merkezin tanı ve tedavi kapasitesini artırmak amacıyla 2026 yılında kornea bankası speküler mikroskobu ile ön segment optik koherens tomografi cihazı hizmete alındı. Yeni cihazlarla korneaların nakil öncesi ayrıntılı değerlendirilmesi ve hastaların ameliyat öncesi ile sonrasındaki takiplerinin daha hassas şekilde yapılması hedefleniyor.</p>

<p>- Ameliyat süreci bir hafta ile bir ay içinde tamamlanıyor</p>

<p>GAÜN Öğretim Üyesi ve Kornea Bankası Sorumlusu Prof. Dr. Alper Mete, 2018 yılında ruhsatlandırılarak hizmet vermeye başlayan Kornea Bankası'nın bugün yalnızca Gaziantep'in değil, çevre iller ile bölge dışındaki hastaların da başvurduğu önemli bir referans merkezi haline geldiğini söyledi.</p>

<p>Kornea temininde bağlı merkezlerle yürüttükleri koordinasyon sayesinde Türkiye'de üst sıralarda yer aldıklarını belirten Mete, bekleme sürelerinin uluslararası standartlar açısından da önemli bir seviyeye ulaştığını ifade etti.</p>

<p>Mete, "Kornea nakli için merkezimize başvuran bir hastanın planlama ve ameliyat sürecini bir hafta ile bir ay içinde tamamlayabiliyoruz. Bekleme süresinin kısa olması, hastanın ameliyata daha erken alınmasını sağlıyor ve tedavi sürecine olumlu katkı sunuyor." dedi.</p>

<p>- Başarıda hızlı kornea temini etkili</p>

<p>Nakillerde kullanılan korneaların önemli bölümünün Kornea Bankası'na bağlı merkezlerden temin edildiğini dile getiren Mete, korneanın kısa sürede hastaya ulaştırılmasının hem doku kalitesinin korunmasına hem de ameliyat başarısının yükselmesine katkı sağladığını söyledi.</p>

<p>Hızlı temin ve etkin planlama sayesinde ameliyatla ilgili risklerin de azaltıldığını belirten Mete, teknik altyapıyı yeni cihazlarla güçlendirmeyi sürdüreceklerini ve GAÜN'ün kornea nakli gerçekleştiren üniversite hastaneleri arasında üst sıralardaki konumunu koruyacağını sözlerine ekledi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bölge, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/gaziantep-universitesi-3-senede-579-kornea-nakli-gerceklestirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/antep-kornea-nakli.jpg" type="image/jpeg" length="24739"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yanlış klima kullanımı sinüzit riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/yanlis-klima-kullanimi-sinuzit-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/yanlis-klima-kullanimi-sinuzit-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cenk Evren, klima kullanımında, ortam sıcaklığının dengeli tutulması, filtre bakımının düzenli yapılması ve doğrudan hava akımına maruz kalınmamasının sinüs sağlığının korunmasına katkı sağladığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, yaz aylarında klima kullanımıyla birlikte burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, yüz ve baş ağrısı gibi şikayetlerle sağlık kuruluşlarına başvurular artabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Serinlemek amacıyla kullanılan klimalar yaşam konforunu artırırken, yanlış kullanım alışkanlıkları burun ve sinüs sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<p>Ortamın aşırı soğutulması, havadaki nem oranının azalması ve düzenli bakımı yapılmayan klima sistemleri, özellikle hassas bireylerde burun mukozasının doğal savunma mekanizmasını zayıflatarak sinüzit gelişimine zemin hazırlayabiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Cenk Evren, yanlış klima kullanımının yalnızca geçici burun şikayetlerine neden olmadığını, klimaların oluşturduğu kuru ve soğuk havanın burun mukozasında kuruluk ve ödem oluşturarak sinüslerin doğal havalanmasını bozabildiğini belirtti.</p>

<p>Evren, özellikle kronik sinüzit, alerjik rinit, astım ve KOAH gibi hastalıkları bulunan kişilerde bu etkinin daha belirgin görülebildiğini vurgulayarak, doğru klima kullanım alışkanlıklarının burun ve sinüs sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını anlattı.</p>

<p>Evren, sinüslerde doğal hava dolaşımının bozulmasıyla içeride biriken salgının dışarı atılamamasının bakterilerin çoğalmasına uygun bir ortam oluşturabildiğine dikkati çekerek, bu durumun zamanla alın, yanak ve göz çevresinde basınç hissi, yüz ağrısı, burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı gibi sinüzit belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olabildiğini aktardı.</p>

<p>- Filtre bakımı enfeksiyon riskini azaltıyor</p>

<p>Düzenli temizlenmeyen klima filtrelerinde birikebilen toz, polen ve diğer partiküllerin alerjik bünyeye sahip kişilerde burun tıkanıklığı, hapşırık ve mukozada şişlik gibi yakınmaları artırdığına işaret eden Evren, merkezi havalandırma sistemlerinin yoğun kullanıldığı iş yerlerinde çalışan kişilerin doğrudan hava akımına uzun süre maruz kalmamaya özen göstermeleri gerektiğini, ani sıcaklık değişimlerinin de burun mukozasını olumsuz etkileyebileceğini vurguladı.</p>

<p>Evren, klima kullanımında yapılan basit hataların sinüzit gelişimini kolaylaştırabileceğinin altını çizerek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Cihazın ortamı gereğinden fazla soğutacak şekilde düşük sıcaklıklarda çalıştırılması ve hava akımının doğrudan yüze yönlendirilmesi burun ile sinüs mukozasını olumsuz etkileyebiliyor. Ortam neminin korunmaması nedeniyle sinüs salgıları koyulaşarak doğal yollarla dışarı atılamayabiliyor. Ortam sıcaklığının dengeli tutulması, filtre bakımının düzenli yapılması ve doğrudan hava akımına maruz kalınmaması sinüs sağlığının korunmasına katkı sağlıyor."</p>

<p>Burun tıkanıklığı, yüz ağrısı ve geniz akıntısı gibi şikayetlerin uzun süre devam etmesi halinde mutlaka uzmana başvurulması gerektiğini belirten Evren, "Erken tanı ve uygun tedaviyle kronikleşebilecek sinüs hastalıkları önlenebilir. Yaz aylarında klima kullanımında alınacak basit önlemlerle hem burun hem de sinüs sağlığının korunması mümkün." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/yanlis-klima-kullanimi-sinuzit-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/yanlis-klima-kullanimi.jpg" type="image/jpeg" length="37748"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diz ve kalça protezi enfeksiyonlarında cerrahi çözümler değişebiliyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/diz-ve-kalca-protezi-enfeksiyonlarinda-cerrahi-cozumler-degisebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/diz-ve-kalca-protezi-enfeksiyonlarinda-cerrahi-cozumler-degisebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Azboy, diz ve kalça protez operasyonları sonrası gelişen enfeksiyonların evresine göre farklı yöntemlerle tedavi edilebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Sağlık Grubundan yapılan açıklamaya göre, halk arasında yaygınlaşan diz ve kalça protezi ameliyatları, yaşam kalitesini artırmasına rağmen bazı hastalar için ciddi riskler barındırabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Azboy, protez ameliyatlarının başarısını etkileyen en önemli komplikasyonlardan birinin enfeksiyon olduğunu vurguladı.</p>

<p>Azboy, "Ameliyat öncesi vücuttaki enfeksiyon odağının tespit edilip tedavi edilmesi, varsa vitamin eksikliklerinin düzeltilmesi, sigaranın bırakılması ve şeker hastalığı gibi kronik hastalıkların kontrol altına alınması, büyük önem taşıyor. Ayrıca ameliyatın yapılacağı ortamın steril olması, cerrahın titiz çalışması ve yumuşak dokulara saygı gösterilerek işlemin gerçekleştirilmesi de gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Enfeksiyonları üç gruba ayıran Azboy, erken dönemde gelişen enfeksiyonlarda implantın çıkarılmadan da tedavi edilebileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bu durumda modüler parçalar çıkarılıp, diz ya da kalça antiseptik solüsyonlarla yıkanarak antibiyotik tedavisi uygulanabiliyor. Şikayetlerin bir aydan uzun sürdüğü vakalarda ise kronik enfeksiyonlardan söz edilir. Bu noktada, iki farklı tedavi yolu izlenir. Ya tüm protez çıkarılıp aynı seansta yenisi takılır, yani tek aşamalı değişim yapılır, ya da iki aşamalı yöntemde önce geçici antibiyotikli çimento yerleştirilip ardından yeni protez uygulanır."</p>

<p>Azboy, tedavi protokolünün hastanın yaşı, geçirdiği cerrahi opresayonlar, kemik kaybı düzeyi, yara genişliği gibi çok sayıda parametreye göre şekillendiğini ve her hastaya aynı tedaviyi uygulamanın doğru olmayacağını aktardı.</p>

<p>Azboy, operasyon sonrası yaranın düzenli kontrol edilmesinin de enfeksiyonla mücadelede kritik rol oynadığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/diz-ve-kalca-protezi-enfeksiyonlarinda-cerrahi-cozumler-degisebiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/diz-kalca-protez-uzmani.jpg" type="image/jpeg" length="75918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazi Yaşargil'de Akciğer Kanseri Ameliyatlarında Kapalı Cerrahi Başarısı]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/gazi-yasargilde-akciger-kanseri-ameliyatlarinda-kapali-cerrahi-basarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/gazi-yasargilde-akciger-kanseri-ameliyatlarinda-kapali-cerrahi-basarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, akciğer kanseri ameliyatlarının tümü, hastaya pek çok avantaj sunan Video Yardımlı Toraks Cerrahisi (VATS) tekniği ile başarıyla gerçekleştiriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanserinin tedavisinde uygulanan kapalı ameliyatlardan son yıllarda dikkat çeken VATS yöntemiyle, tüm işlemler göğüs kafesinden yapılan küçük birkaç kesi ile gerçekleştiriliyor. Açılan bu kesilerden göğüs boşluğuna bir kamera (VATS) ve özel cerrahi aletler yerleştiriliyor. Kamera yardımıyla göğüs kafesinin her yeri görüntülenerek ameliyat gerçekleştiriliyor ve hastalar bu yöntemle birkaç gün gibi kısa bir sürede taburcu oluyor.</p>

<p>Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniğinde Video Yardımlı Toraks Cerrahisi (VATS) ile başarılı bir şekilde gerçekleştirilen tüm akciğer operasyonlarıyla, erken evredeki akciğer kanseri ameliyatlarında büyük oranda başarılı sonuçlar elde ediliyor ve hastalar uzun yıllar yaşamlarına sağlıkla devam edebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Gazi Yasargil Akciger (1)" class="detail-photo img-fluid" height="900" src="https://gazetedetaycom.teimg.com/gazetedetay-com/uploads/2026/08/gazi-yasargil-akciger-1.jpeg" width="1600" />Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op.Dr. Muhyettin ASLAN, “Akciğer kanserlerinde kamera tekniğiyle (VATS) kapalı ameliyat yapılmaktadır. Akciğerde veya mediastende kitle, kist, sıvı veya hava (Pnömotoraks) olan hastalara kapalı ameliyat tekniğiyle yaklaşılmaktadır. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniğinde görev yapan tüm hekimlerimiz tarafından VATS işlemi yapılmaktadır. Diyarbakır ve bölge illerinden gelen hastalarımızın erken dönemde ameliyatlarını planlayıp yapmaktayız. Hastanemizin Göğüs Cerrahisi doktorları tarafından yapılan kapalı ameliyat ile vatandaşlarımızın ameliyat ve tedavileri artık Diyarbakır’da yapılmaktadır.<br />
Kliniğimizde, akciğer kanseri ve akciğerdeki diğer lezyonlarda birçok hastamızı VATS yöntemi ile sağlığına kavuşturduk. Akciğerde, mediastende kitle, nodül, bronşektazi, kist, pnömotoraks, trakeal darlık ve göğüs duvarında kitle olan hastaları da kliniğimizde cerrahi olarak tedavi etmekteyiz.<br />
Koltuk altı ve avuç içi aşırı el terlemelerinde de VATS yöntemi ile klips veya koter kullanarak sinir blokajı yapmaktayız. Hayat konforunu bozan bu aşırı terlemesi olan hastalarımız sağlıklarına kavuşturup kısa sürede taburcu etmekteyiz.<br />
VATS işlemi kapalı olarak gerçekleştirildiğinden, geleneksel açık cerrahiye kıyasla birçok avantaja sahiptir. Daha az ağrı olduğu için gereksiz ilaç kullanımını önler. Daha çabuk iyileşme, dolayısıyla hastanede yatış gün sayısının azalması, daha küçük kesiler, kalp ve solunum fonksiyonlarının daha az etkilenmesi, hızlı iyileşme sağlanarak günlük hayata çok daha çabuk dönüş gibi avantajları mevcuttur.” Dedi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BÜLTEN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/gazi-yasargilde-akciger-kanseri-ameliyatlarinda-kapali-cerrahi-basarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/gazi-yasargil-akciger-2.jpeg" type="image/jpeg" length="19994"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hijyenik olmayan soğuk gıdalar çocuklarda bağırsak enfeksiyonu riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/hijyenik-olmayan-soguk-gidalar-cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/hijyenik-olmayan-soguk-gidalar-cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında çocukların sıkça tükettiği dondurma, meyveli buz ve soğuk içeceklerin güvenilir koşullarda üretilmemesi ya da uygun sıcaklıkta saklanmaması ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle hijyen kurallarına uyulmayan ürünlerin bağırsak enfeksiyonu riskini artırdığı konusunda aileleri uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Nevzat Aykut Bayrak, yaz sıcaklarında serinlemek amacıyla tüketilen soğuk gıdaların güvenilir kaynaklardan temin edilmesi ve soğuk zincirin korunmasının büyük önem taşıdığını belirtti.</p>

<p></p>

<p>Soğuk yiyecek ve içeceklerin tamamen yasaklanmasının doğru bir yaklaşım olmadığını ifade eden Bayrak, asıl dikkat edilmesi gereken noktanın hijyen ve tüketim miktarı olduğunu söyledi. Özellikle uygun olmayan koşullarda hazırlanan ürünlerin yaz aylarında çocuklarda görülen bağırsak enfeksiyonlarının başlıca nedenleri arasında yer aldığını dile getirdi.</p>

<p>Dondurulmuş ürünlerin çözüldükten sonra yeniden dondurulmasının bakteri oluşumunu artırabileceğine dikkat çeken Bayrak, dondurma ve meyveli buz gibi ürünlerin uygun sıcaklıkta muhafaza edilmesi gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz döneminde ishal vakalarında belirgin artış yaşandığını belirten Bayrak, bazı çocukların sıvı kaybı nedeniyle hastaneye yatırılarak damar yoluyla tedavi edilmek zorunda kaldığını ifade etti. Bu nedenle ailelerin satın aldıkları ürünlerin saklama koşullarını mutlaka kontrol etmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Kaynağı belirsiz ve kayıt dışı üretimlerden uzak durulması gerektiğini belirten Bayrak, bu tür ürünlerin yalnızca hijyen açısından değil, içerdiği katkı ve koruyucu maddeler nedeniyle de çocuk sağlığı için risk oluşturduğunu kaydetti. Bu maddelerin mide ve bağırsak sistemi ile karaciğer üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini ifade eden Bayrak, ailelere çocukları için güvenilir markaları tercih etmeleri, hijyen kurallarına uygun üretilmiş ve uygun koşullarda saklanan ürünleri satın almaları tavsiyesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/hijyenik-olmayan-soguk-gidalar-cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/08/bagirsak-enfeksiyonu.jpg" type="image/jpeg" length="64809"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beta mikrobu çocuklarda kalp kapağı hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/beta-mikrobu-cocuklarda-kalp-kapagi-hastaliklarina-zemin-hazirlayabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/beta-mikrobu-cocuklarda-kalp-kapagi-hastaliklarina-zemin-hazirlayabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yılmaz Yozgat, çocukluk çağında sık geçirilen boğaz enfeksiyonlarının tedavi edilmediğinde yıllar sonra ciddi kalp hastalıklarına yol açabildiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Yozgat, basit bir boğaz enfeksiyonu sanılan bazı hastalıkların çocuklarda kalp kapaklarına kadar uzanan ciddi sorunlara neden olabildiğini aktardı.</p>

<p>Beta mikrobunun neden olduğu enfeksiyonların ardından gelişebilen akut romatizmal ateşin erken fark edilmediğinde kalıcı kapak hastalıklarına yol açabileceğini ifade eden Yozgat, şunları kaydetti:</p>

<p>"Akut romatizmal ateşin temel nedeni beta mikrobudur. Çocuklar özellikle okul döneminde bu mikrobu birbirlerinden nefes yoluyla alabiliyor. Beta boğaza yerleştiğinde ateşli boğaz enfeksiyonu yapıyor ve bu dönemde uygun antibiyotik tedavisi çok önemli. Hastalık eklem ağrılarıyla başlayabiliyor. Bazı çocuklarda boğazdaki beta enfeksiyonundan yaklaşık 2-3 hafta sonra dizler ile ayak bileklerinde şişlik ve ağrılar görülebiliyor. Bazı çocuklarda ise eş zamanlı olarak kalp kapaklarında da hasar yapabiliyor. Eklem tutulumu iz bırakmadan iyileşirken kalp kapak hastalığı kalıcı oluyor ve her geçirilen beta enfeksiyonu kalp kapaklarını biraz daha bozuyor. Sonunda 20'li, 30'lu yaşlarda kalp kapak ameliyatı gerekebiliyor."</p>

<p>- "Erken dönemde tedavi edilirse kalıcı hasar gelişmeyebiliyor"</p>

<p>Yozgat, hastalığın bazen yıllar sonra fark edildiğini belirterek, hastaların muayene sırasında kalpte üfürüm duyulması üzerine kendilerine yönlendirildiğini ifade etti.</p>

<p>Akut dönemde erken tanının büyük önem taşıdığını vurgulayan Yozgat, "Ekokardiyografi ile kalp kapağında kaçak tespit ettiğimizde, bunun geçmişte iyi tedavi edilmemiş boğaz enfeksiyonlarına bağlı olduğunu anlayabiliyoruz. Erken dönemde tedavi edilirse kalıcı hasar gelişmeyebiliyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Yozgat, ailelerin eklem ağrılarını çoğu zaman büyüme ağrısı sanabildiğini aktardı.</p>

<p>Erken tanının ileride gelişebilecek kapak ameliyatlarının önüne geçebildiğine dikkati çeken Yozgat, şunları kaydetti:</p>

<p>"Kapak yetersizliği geliştiğinde tanı alan çocuklarda yeni betaların kalp kapağını daha çok bozmasını engellemek için 21 günde bir şeklinde yıllarca koruyucu antibiyotik iğne kullanması gerekebiliyor. Özellikle 3 yaş sonrası çocukların çocuk kardiyoloji kontrolünden geçmesi ve ekokardiyografi inceleme yapılması önemli."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/beta-mikrobu-cocuklarda-kalp-kapagi-hastaliklarina-zemin-hazirlayabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/04/cocuklarda-alerjik-hastaliklar.jpg" type="image/jpeg" length="40781"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tek böbrekte gelişen iki tümör organ koruyucu ameliyatla çıkarıldı]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/tek-bobrekte-gelisen-iki-tumor-organ-koruyucu-ameliyatla-cikarildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/tek-bobrekte-gelisen-iki-tumor-organ-koruyucu-ameliyatla-cikarildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tek böbreğinde gelişen iki tümör nedeniyle diyaliz riskiyle karşı karşıya kalan 69 yaşındaki Mustafa Uyan, Medipol Mega Üniversite Hastanesinde gerçekleştirilen organ koruyucu ameliyatla tedavi edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, 17 yıl önce böbrek kanseri nedeniyle bir böbreğini kaybeden Uyan'ın tek böbreğinde 7 ve 4 santimetre büyüklüğündeki iki ayrı tümör gelişti.</p>

<p>Rutin kontrollerini aksattığı dönemde tek böbreğinde yeniden tümör geliştiğini öğrenen Uyan, Medipol Sağlık Grubu'ndan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Rahim Horuz tarafından gerçekleştirilen ameliyatın ardından sağlığına kavuştu.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Horuz, tek böbrekte gelişen tümörlerin tedavisinin standart vakalara göre çok daha hassas planlandığını belirtti.</p>

<p>Horuz, ameliyatın her aşamasının büyük titizlik gerektirdiğini vurgulayarak, "Tek böbreği bulunan hastalarda en büyük hedefimiz yalnızca kanseri temizlemek değil, aynı zamanda hastayı diyalize ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürebilecek durumda bırakmaktır. Kanserli dokuyu tamamen çıkarmak kadar sağlam böbrek dokusunu korumak da hayati önem taşıyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>- "Belirli aralıklarla kontrollerin sürdürülmesi gerekiyor"</p>

<p>Ameliyatın teknik açıdan oldukça zorlu geçtiğini aktaran Horuz, amaçlarının böbreğin çalışmaya devam etmesini sağlamak olduğunu belirtti.</p>

<p>Horuz, böbrek kanseri geçiren hastaların ömür boyu takip edilmesi gerektiğini ifade ederek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Operasyon sırasında böbreği geçici olarak dolaşımdan ayırıp soğutarak sağlıklı dokunun zarar görmesini önlemeye çalıştık. Amacımız tümörleri tamamen temizlerken böbreğin çalışmaya devam etmesini sağlamaktı. Operasyon sonunda hem kanserli dokuları tamamen çıkardık hem de hastanın böbrek fonksiyonlarını korumayı başardık. Böbrek tümörleri tedavi edilse bile belirli aralıklarla kontrollerin sürdürülmesi gerekiyor. Düzenli görüntüleme ve muayeneler sayesinde olası nüksler erken dönemde tespit edilebilir. Erken yakalanan tümörlerde hem organ koruyucu cerrahi şansı artıyor hem de hastaların yaşam kalitesi korunabiliyor."</p>

<p>Mustafa Uyan ise yıllar önce böbrek kanseri nedeniyle sağ böbreğini kaybettiğini, yıllarca sağlıklı bir yaşam sürmesine rağmen tek böbreğinde yeniden tümör geliştiğini anlattı.</p>

<p>İlk hastalığının tesadüfen ortaya çıktığını aktaran Uyan, "2009'da yaşadığım sırt ağrısının ardından yapılan tetkiklerde sağ böbreğimde tümör tespit edildi ve böbreğim tamamen alındı. Bir süre düzenli kontrollerime gittim ancak zamanla aksattım. Yıllar sonra bu kez idrarda kan görünce hiç vakit kaybetmeden hastaneye başvurdum. Tek böbreğim olduğu için çok büyük bir korku yaşadım. Diyalize girmekten endişe ediyordum. Doktoruma güvendim, bugün yeniden sağlıklı bir yaşam sürdürüyorum." değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Uyan, tedavi sürecinde Horuz'un kendisine verdiği güvenin moralini yükselttiğini belirterek, ameliyatının başarılı geçtiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk kez bu kadar güven duyduğunu ve umutlandığını vurgulayan Uyan, şunları kaydetti:</p>

<p>"Rahim Hocamız süreci en ince ayrıntısına kadar anlattı. İlk kez bu kadar güven duydum ve yeniden umutlandım. Ameliyatım başarılı geçti. Bugün çok şükür sağlıklıyım ve normal hayatıma devam edebiliyorum. Benim yaşadıklarımı kimsenin yaşamamasını isterim. Bu yüzden özellikle böbrek kanseri geçiren hastaların kontrollerini asla aksatmaması gerekiyor. Erken teşhis ve doğru tedavi gerçekten hayat kurtarıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/tek-bobrekte-gelisen-iki-tumor-organ-koruyucu-ameliyatla-cikarildi</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 14:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/07/bobrek-tumor-ameliyati.jpg" type="image/jpeg" length="85372"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
