<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyarbakır Son Dakika | Diyarbakır Haber</title>
    <link>https://gazetedetay.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://gazetedetay.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2026 07:25:30 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[10 yıllık çocuk özlemini koruyucu aile olarak sonlandırdılar]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/10-yillik-cocuk-ozlemini-koruyucu-aile-olarak-sonlandirdilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/10-yillik-cocuk-ozlemini-koruyucu-aile-olarak-sonlandirdilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kilis'te 10 yıldır evlat hasreti çeken Ceyran çifti, özlemlerini koruyucu aile olarak sonlandırıp, çocuk sevgisini tatmanın mutluluğunu yaşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Durmuş ve Emine Ceyran çifti, çeşitli sağlık sorunları nedeniyle çocuk sahibi olamadı. Koruyucu aile olma fikrini benimseyen ve bunun için girişimde bulunan Ceyran çiftine, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkililerince koruyucu aile uygulaması anlatıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öneriyi kabul eden çift, evlat hasretlerini 7 aylık bebeğin koruyucu ailesi olarak giderdi.</p>

<p>Yeni bir yaşama "merhaba" diyen 41 yaşındaki Emine Ceyran, çevresinde koruyucu aile olan bazı tanıdıklarının yönlendirmesiyle kendilerinin de bu yönde başvuruda bulunduklarını söyledi.</p>

<p>Çocuğunu 7 aylıkken kucağına aldığını, bir aydır da beraber yaşadıklarını anlatan Ceyran, "Yaklaşık 10 yıl çocuğumuz olmadı. Birçok tedavi görmemize rağmen çocuk sahibi olamadık. Çevremizde yakından tanıdığımız koruyucu aileler vasıtasıyla biz de başvurduk ve çocuğumuza kavuştuk." dedi.</p>

<p>- "Çok güzel bir çekirdek aile olduk"</p>

<p>Çocuk sahibi olduktan sonra yaşamlarının tamamen değiştiğini kaydeden Emine Ceyran, şöyle devam etti:</p>

<p>"Her şeyi artık çocuğumuza göre planlıyoruz. Hayatımın önceliği artık çocuğum oldu. Bütün planlarımızı ona göre yapıyoruz. Evimiz neşe ve mutlulukla doldu. Duygularımız tarif edilemez, yaşamak gerekiyor. Çocuğumuzun her şeyi ile ilgileniyorum. Çok fazla mutluluk yaşıyoruz. Çocuğumuzun bir gülücüğü, tepkileri aşırı hoşumuza gidiyor. Çok güzel bir çekirdek aile olduk."</p>

<p>Koruyucu aile olmayı çevrelerine de öneren Ceyran, "Kız kardeşime dahi önerdim. Onlar da koruyucu aile olmak için başvuru yapacak. Herkese tavsiye ederim, çok güzel bir duygu. Eskiden karı kocayken şimdi tam bir aile ve bütünlük kavramına kavuştuğumuzu hissediyorum." dedi.</p>

<p>Çocuklarına kavuştuktan sonra daha mutlu bir aile olduklarını ifade eden 39 yaşındaki Durmuş Ceyran da "Artık daha mutluyuz. Çocuğumuza kavuştuktan sonra hep onunla ilgileniyoruz. Bütün planlarımızı artık çocuğa göre yapıyoruz. Herkese koruyucu aile olmayı öneriyorum. Allah katında da bir çocuğa yuva olmak güzel bir şey. Keşke daha önce başvursaydık. Artık çok mutluyuz." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/10-yillik-cocuk-ozlemini-koruyucu-aile-olarak-sonlandirdilar</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/10-yillik-cocuk-ozlemi.jpg" type="image/jpeg" length="72725"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fibromiyaljide erken tanı ve doğru tedavi yaşam kalitesini artırıyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/fibromiyaljide-erken-tani-ve-dogru-tedavi-yasam-kalitesini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/fibromiyaljide-erken-tani-ve-dogru-tedavi-yasam-kalitesini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman Hekim İstanbul Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Kerem Gün, yaygın kas-iskelet sistemi ağrıları, kronik yorgunluk ve uyku bozukluğuyla seyreden fibromiyaljinin, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Gün, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen fibromiyaljinin toplumda sanılandan daha sık görüldüğünü vurguladı.</p>

<p>Gün, fibromiyaljinin yalnızca yaygın ağrıyla sınırlı bir hastalık olmadığını, özellikle sabah dinlenmeden uyanma, sürekli yorgunluk ve uyku problemleriyle de kendini gösterebildiğini aktararak, "Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülen fibromiyalji her yaşta ortaya çıkabilir. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı hastaların yaşam kalitesini artırıyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Fibromiyaljinin kesin nedeninin bilinmediğini ancak bazı risk faktörlerinin hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırabildiğini belirten Gün, ailesinde fibromiyalji öyküsü bulunanlarda ve bazı romatizmal hastalıklara sahip kişilerde riskin daha yüksek olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Gün, yoğun stres, düzensiz uyku, travmalar, enfeksiyonlarla aşırı fiziksel veya duygusal yüklenmenin belirtileri tetikleyebileceğini vurgulayarak, "Hastalar zaman zaman atak dönemleri yaşayabilir. Bu dönemler kişiye göre değişmekle birlikte günler, hatta haftalar sürebilir." değerlendirmesini yaptı.</p>

<p> "Uzun süre hareketsiz kalmak şikayetleri artırabilir"</p>

<p>Gün, tanının hastanın ayrıntılı öyküsü ve fizik muayenesiyle konulduğunu, benzer yakınmalara neden olabilecek tiroit, romatizmal hastalıklar, kas iltihapları, kronik yorgunluk sendromu, vitamin eksiklikleri ve bazı nörolojik hastalıkların öncelikle dışlanması gerektiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğru tanının tedavinin başarısı açısından önem taşıdığını vurgulayan Gün, kişilerin hastalık hakkında bilinçlendirilmesinin tedavinin önemli bir parçası olduğunu, ilaçların bazı hastalarda belirtilerin kontrol altına alınmasına yardımcı olabileceğini ancak tek başına yeterli olmadığını ifade etti.</p>

<p>Gün, tedavi programının hastanın ağrı düzeyi, uyku kalitesi ve günlük yaşamı dikkate alınarak kişiye özel hazırlanması gerektiğini aktararak, şunları kaydetti:</p>

<p>"Düzenli egzersiz, uyku düzeninin sağlanması, stres yönetimi, fizik tedavi uygulamaları ve gerektiğinde ilaç tedavisinin birlikte planlanması gerekiyor. Yürüyüş, yüzme, bisiklet, germe egzersizleri, hafif kuvvetlendirme çalışmaları ve yoga gibi aktiviteler fibromiyalji belirtilerinin kontrolüne katkı sağlayabilir. Uzun süre hareketsiz kalmak ise şikayetleri artırabilir. Kalitesiz uyku ve yoğun stres ağrı hassasiyetini artırır, düzenli uyku alışkanlığı kazanmak ve stresle başa çıkmayı öğrenmek tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır."</p>

<p>Dengeli beslenmenin genel iyilik halini desteklediğini belirten Gün, aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalar ile fazla kafein ve aşırı alkol tüketiminin bazı hastalarda belirtileri artırabileceğine dikkati çekti.</p>

<p>Gün, fibromiyalji hastalarında irritabl bağırsak sendromu (huzursuz bağırsak sendromu) gibi sindirim sistemi sorunlarının da daha sık görülebildiğini kaydederek, "Uygun tedavi, düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sağlıklı beslenme ve stres yönetimiyle hastalar aktif ve üretken bir yaşam sürdürebilir." ifadesini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/fibromiyaljide-erken-tani-ve-dogru-tedavi-yasam-kalitesini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/fibromiyaljide-erken-tani-ve-dogru-tedavi-yasam-kalitesini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="29020"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karnındaki bebeğiyle sağlıklı doğum için anne adaylarını takip ediyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/karnindaki-bebegiyle-saglikli-dogum-icin-anne-adaylarini-takip-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/karnindaki-bebegiyle-saglikli-dogum-icin-anne-adaylarini-takip-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt'in Şirvan ilçesinde ebe koordinatörü olarak görev yapan Nurten Acet Doğmuş, karnındaki bebeğiyle ilçe merkezi ve köylerde ziyaret ettiği anne adaylarına hamilelik, doğum ve bebek bakımı eğitimi veriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığının "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması ile anne adaylarına ebe desteği ve koruyucu sağlık hizmeti sunuluyor.</p>

<p>Bu kapsamda Şirvan'daki anne adaylarının takibi için Şirvan Toplum Sağlığı Merkezinde ebe koordinatörü olarak görev yapan 5,5 aylık hamile Doğmuş görevlendirildi.</p>

<p>İlçede 2 yıldır görev yapan 26 yaşındaki Doğmuş, geçen yıl başlatılan uygulama kapsamında ilçe merkezi ve köylerde hamile kadınların sağlık durumlarını takip ediyor, riskli gebelik süreci yaşayanlar ile doğuma 3 ay kalan anne adaylarını evlerinde ziyaret ediyor.</p>

<p>Doğmuş, hamilelik, doğum ve bebek bakımı eğitimi verdiği anne adaylarını, normal doğumun önemi, emzirme teknikleri, yenidoğan bakımı ve gebelik sürecinde dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin de bilgilendiriyor.</p>

<p>Son bir yılda 100'ü riskli olan yaklaşık 300 gebenin takibini gerçekleştiren Doğmuş, gerekli durumlarda aile hekimlerine anne adayının durumu ile ilgili bilgi veriyor, hamileleri sağlık merkezine yönlendiriyor, anne adaylarının doğum öncesi yaşadığı kaygının azaltılmasına katkı sağlıyor.</p>

<p>- "Sağlıklı anne, sağlıklı bebek demek"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğmuş, anne adaylarını hem telefonla arayarak hem de evlerinde ziyaret ederek, hamilelik sürecini sağlıklı geçirmelerine destek sunduğunu söyledi.</p>

<p>Anne adaylarının kronik rahatsızlık ve özel durumlarda kullandıkları ilaçların takibini de yaptığını, yaşadıkları sorunları ve sağlık durumlarını kayıt altına aldığını ifade eden Doğmuş, ev ziyaretlerinde anne adaylarının tansiyon ve kan şekeri ölçümlerini yaparak, oluşan ödemi değerlendirdiklerini, onlara gebelik, doğum ve doğum sonrası süreçlerle ilgili eğitimler verdiklerini belirtti.</p>

<p>Doğmuş, normal doğumu da teşvik ettiklerini anlatarak, "Anne adaylarını kontrollerini aksatmamaları konusunda bilgilendiriyorum. Hamile bir ebe olarak onlara destek olmanın sorumluluğunu büyük bir özveriyle gerçekleştiriyorum. Amacım anne adaylarının kendilerini yalnız hissetmemeleri, kendilerinin ve bebeklerinin sağlığını koruyarak bu süreci güvenli bir şekilde tamamlamalarına katkı sağlamaktır." dedi.</p>

<p>Takibini yaptığı gebelere Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen "Annelik Yolculuğu" mobil sağlık uygulamasını da anlattığını ve cep telefonlarına uygulamayı yüklemeleri için destek sunduğunu ifade eden Doğmuş, "Son bir yılda 100'ü riskli, 300 civarı gebenin takibini sürdürüyorum. Gebelik sürecini bizzat yaşadığım için anne adaylarının kaygılarını ve ihtiyaçlarını daha iyi anlayabiliyorum. Bu da onlarla güçlü bir iletişim kurmamızı sağlıyor. Sağlıklı anne, sağlıklı bebek demek, sağlıklı bir bebek de sağlıklı bir gelecektir." diye konuştu.</p>

<p>- "Sürekli takip edildiğimi bilmek bana güven veriyor"</p>

<p>Şirvan'da yaşayan 8 aylık hamile Çiçek Oyit, Sağlık Bakanlığının uygulaması kapsamında ebe Nurten Acet Doğmuş'un kendisiyle yakından ilgilenmesinden memnuniyet duyduğunu söyledi.</p>

<p>İlk hamileliği olduğu için sürekli takip altında olduğunu anlatan Oyit, aranıp, durumunun sorulmasının kendisini motive ettiğini belirtti.</p>

<p>Oyit, "Nurten ebe hem kendi gebeliğiyle hem de benimle ilgileniyor. Belli aralıklarla telefon açıyor, evimize geliyor, tansiyonumu ölçüyor, şeker takibi yapıyor ve bana bilgi veriyor. İlk hamileliğim olduğu için pek çok şeyi bilmiyordum. Hamilelik sürecinin nasıl ilerlediğini, nelere dikkat etmem gerektiğini ondan öğreniyorum. Telefonla aradığında aklıma takılan soruları soruyorum, o da sabırla cevaplıyor, kendimi yalnız hissetmiyorum. Sürekli takip edildiğimi bilmek bana güven veriyor." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/karnindaki-bebegiyle-saglikli-dogum-icin-anne-adaylarini-takip-ediyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/bebegiyle.jpg" type="image/jpeg" length="92055"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Migren ataklarında kişisel tetikleyiciler rol oynuyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/migren-ataklarinda-kisisel-tetikleyiciler-rol-oynuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/migren-ataklarinda-kisisel-tetikleyiciler-rol-oynuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Gizem Gürsoy, uyku düzensizlikleri, öğün atlamak, susuz kalmak, yoğun stres, hormonal değişiklikler, aşırı kafein tüketimi veya kafeinin ani kesilmesi gibi kişisel tetikleyicilerin migren ataklarına yol açabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, migren, dünya genelinde milyonlarca insanın yaşamını etkileyen, iş ve sosyal yaşamda ciddi kayıplara yol açabilen nörolojik hastalıkların başında geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Gürsoy, toplumda çoğu zaman yalnızca baş ağrısı olarak algılanan migrenin aslında çok daha geniş etkileri olduğunu belirterek, kadınlarda hastalığın erkeklere göre yaklaşık üç kat daha sık görüldüğünü kaydetti.</p>

<p>Migrenin yalnızca ağrıdan oluşmadığını, bulantı, kusma, ışık ve sese hassasiyet, koku duyarlılığında artış, baş dönmesi ve dikkat güçlüğü gibi belirtilerle seyreden nörolojik bir hastalık olduğuna değinen Gürsoy, bazı hastalarda ağrı başlamadan önce "aura" olarak tanımlanan görsel veya duyusal belirtilerin de görülebildiğini aktardı.</p>

<p>Gürsoy, migrenin özellikle genç ve orta yaş grubunda yaygın olarak görüldüğünü ve çocuklarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayarak, "Çocukluk çağındaki migren atakları, erişkinlerden farklı özellikler gösterebilir. Ağrı çoğu zaman iki taraflı hissedilir ve daha kısa sürebilir. Bu nedenle aileler tarafından fark edilmesi gecikebilir veya farklı nedenlere bağlanabilir. Oysa erken dönemde yapılan değerlendirme, doğru tanı açısından büyük önem taşıyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Migren ataklarının ortaya çıkmasında birçok faktörün rol oynayabildiğini belirten Gürsoy, hastaların kendi tetikleyicilerini tanımalarının tedavinin önemli bir parçası olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>

<p>"Uyku düzensizlikleri, öğün atlamak, susuz kalmak, yoğun stres, hormonal değişiklikler, aşırı kafein tüketimi veya kafeinin ani kesilmesi, migren ataklarını tetikleyebiliyor. Bunun yanında bazı peynir çeşitleri, işlenmiş et ürünleri, mayalı gıdalar ve katkı maddesi içeren paketli ürünler de bazı kişilerde ataklara yol açabiliyor. Ancak her hastanın tetikleyicisi farklı. Bu nedenle kişiye özel değerlendirme büyük önem taşıyor."</p>

<p>- Tedavide gecikmek kronik migrene yol açabiliyor"</p>

<p>Gürsoy, toplumda migrenin oldukça sık görülmesine rağmen hastaların önemli bir kısmının tanı almadığını veya uygun tedaviye ulaşamadığını, bu durumun migrenin kronikleşmesine neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>Kronik migrenin ay içerisinde en az 15 gün baş ağrısı yaşanması ve bu ağrıların en az 8 gününde migren özelliklerinin görülmesi şeklinde tanımlandığını aktaran Gürsoy, tedavinin gecikmesinin hastaların yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebildiğini, iş yaşamında, eğitim hayatında ve sosyal ilişkilerde önemli sorunlara yol açabildiğini belirtti.</p>

<p>Migrenin bireysel etkilerinin yanı sıra toplumsal sonuçlarının da bulunduğunu ifade eden Gürsoy, hastalığın neden olduğu iş gücü kaybına dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>"İşe veya okula devamsızlık, iş performansında düşüş, sağlık hizmeti kullanımında artış ve bakım ihtiyacı, hem bireyler hem de toplum açısından önemli maliyetler doğuruyor. Dünya genelinde migren, engellilikle geçirilen yaşam yıllarının en önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle migren yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı problemi. Migrenli bireylerin çalışma hayatında da zorluklar yaşıyor. 'Migren Dostu İş Yeri' eğitimleriyle işverenler ve çalışanların bilinçlendirilmesine katkı sağlanmalı. Çalışanların yaşadığı zorlukların anlaşılması, uygun çalışma koşullarının oluşturulması ve destekleyici uygulamaların yaygınlaştırılması, hem çalışan sağlığı hem de kurumların verimliliği açısından büyük önem taşıyor. Migren dostu iş yerleri, sağlıklı ve sürdürülebilir çalışma ortamlarının oluşturulmasına katkı sağlayan önemli bir yaklaşım."</p>

<p>Haziran ayının "migren farkındalık ayı" olduğunu kaydeden Gürsoy, "Baş ağrısı, yaşamın kaçınılmaz bir parçası değil. Günümüzde migren tedavisinde oldukça etkili seçenekler bulunuyor. Migren görünmeyen bir hastalık olabilir, ancak etkileri son derece gerçek. Farkındalık, doğru tanı ve uygun tedavi sayesinde migrenli bireylerin yaşam kalitesini artırmak mümkün." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/migren-ataklarinda-kisisel-tetikleyiciler-rol-oynuyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/migren.jpg" type="image/jpeg" length="80505"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın sağlıklı kalmanın yolu su tüketimi ve sebze ağırlıklı beslenmeden geçiyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/yazin-saglikli-kalmanin-yolu-su-tuketimi-ve-sebze-agirlikli-beslenmeden-geciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/yazin-saglikli-kalmanin-yolu-su-tuketimi-ve-sebze-agirlikli-beslenmeden-geciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Harran Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Hayoğlu, yaz aylarında artan hava sıcaklıklarının vücudun sıvı ve mineral dengesini olumsuz etkilediğini, sağlığın korunması için su tüketiminin artırılması ve beslenmede hafif, su oranı yüksek gıdalara ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hayoğlu, sıcak havalarda özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin sıvı kaybına karşı daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Yetersiz su tüketiminin halsizlik, tansiyon problemleri ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati çeken Hayoğlu, yetişkinlere günlük en az 2 litre su tüketmelerini önerdi.</p>

<p>Hayoğlu, su tüketiminin gün içine yayılarak yapılmasının önemine değinerek, suya nane, limon ya da kabuğuyla dilimlenmiş limon ekleyerek hem ferahlatıcı bir tat elde edebileceğini hem de sıvı tüketimini artırabileceğini anlattı.</p>

<p>Terlemeyle birlikte vücudun mineral kaybettiğine işaret eden Hayoğlu, potasyum ve magnezyum açısından zengin maden sularının bu kaybın yerine konulmasına katkı sağlayabileceğini, böylece yorgunluk hissinin azalmasına ve vücudun daha dinç kalmasına yardımcı olabileceğini kaydetti.</p>

<p>- Su oranı yüksek meyve ve sebzeler tercih edilmeli</p>

<p>Hayoğlu, yaz aylarında su oranı yüksek sebze ve meyvelerin beslenmede önemli yer tuttuğunu dile getirerek, bu ürünlerin vücudun sıvı dengesinin korunmasına ve genel sağlığın desteklenmesine katkı sunduğunu belirtti.</p>

<p>Karpuzun potasyum açısından zengin bir meyve olduğuna dikkati çeken Hayoğlu, bunun vücut direncinin korunmasına ve halsizlik hissinin azaltılmasına yardımcı olabileceğini vurguladı.</p>

<p>Hayoğlu, meyvelerin doğal şeker içerdiğini ve bu nedenle tüketimin ölçülü olması gerektiğinin altını çizerek, karpuzun kahvaltıda veya ara öğünlerde 1-2 dilim peynirle birlikte tüketilmesinin daha dengeli bir tercih olacağını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında beslenmede sebze ağırlıklı öğünlerin öne çıkarılması gerektiğini dile getiren Hayoğlu, şöyle konuştu:</p>

<p>"Yemeklerde özellikle hafif tüketilen, sebze ağırlıklı yiyecekleri tercih etmek, et ve benzeri ağır, yağlı yiyecekleri azaltmak hatta mümkünse tüketmemek sağlık açısından daha faydalı olur. Az zeytinyağı kullanılan sebze yemeklerini ön plana çıkarmak gerekir. Kabak, fasulye ve bezelye gibi mevsim sebzeleri tercih edilebilir. Soğuk yoğurt çorbaları, domates çorbaları, yoğurt, ayran ve cacık da hem vücudun enerji ve mineral dengesinin korunmasına katkı sağlar hem de sıcak havalarda ferahlık verir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/yazin-saglikli-kalmanin-yolu-su-tuketimi-ve-sebze-agirlikli-beslenmeden-geciyor</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/sivi-tuketimi.jpg" type="image/jpeg" length="60630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Risk taşıyan 79 yaşındaki hastaya kapalı kalp kapağı ameliyatı yapıldı]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/risk-tasiyan-79-yasindaki-hastaya-kapali-kalp-kapagi-ameliyati-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/risk-tasiyan-79-yasindaki-hastaya-kapali-kalp-kapagi-ameliyati-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaklaşık 7 ay önce hizmete giren Samsun Şehir Hastanesi'nde risk taşıyan 79 yaşındaki hastanın kalbine "mitral kapağın kapalı yöntemle değiştirilmesi (TMVR)" metoduyla biyolojik kapak başarıyla yerleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Samsun'da 16 yıl önce baypas ve mitral kapak operasyonu geçiren Satılmış Sertdemir, nefes darlığı, akciğerde su toplanması ve bacaklarda şişlik şikayetiyle Samsun Şehir Hastanesi'ne başvurdu.</p>

<p>Tetkiklerde hastanın mitral kapağındaki halkada ciddi yetersizlik olduğunun saptanması üzerine ameliyat kararı alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Yenerçağ ve ekibince yapılan ameliyatta "mitral kapağın kapalı yöntemle değiştirilmesi" metoduyla hastanın kalbine biyolojik kapak başarıyla yerleştirildi.</p>

<p>- Operasyondan iki gün sonra hasta taburcu edilme aşamasına getirildi</p>

<p>Yenerçağ, hasta kendilerine başvurduktan sonra durumunu değerlendirdiklerini, kalbin sol tarafında halka takılan kapakta ciddi düzeyde kaçak olduğunu saptadıklarını söyledi.</p>

<p>Anestezi, kardiyoloji ve kalp damar cerrahlarından oluşan ekiple hastanın durumunu değerlendirdiklerini anlatan Yenerçağ, şöyle devam etti:</p>

<p>"Kalp yetersizliğinin olması, 79 yaşında olması ve hastanın daha önce açık cerrahi geçirmesi nedeniyle yeniden açık cerrahi operasyonunun yüksek riskli olacağını düşündük. Hastanın görüntülemelerinden sonra konsey toplantısı yaptık. Sonucunda mitral kapaktaki halkanın içine TAVI (göğüs kafesi açılmadan ve kalp durdurulmadan, kateter yardımıyla ameliyatsız olarak aort kapağının değiştirilmesi) işleminde uyguladığımız kapağı farklı pozisyonlarda değerlendirerek hastanın rahatlayacağını düşündük. Şehir Hastanesi'ndeki altyapının gelişmesiyle bu operasyonu yapma kararı aldık. Hazırlığını yaptıktan sonra halkanın içindeki kaçağı sağ kasık bölgesinden girerek giderdik."</p>

<p>Operasyonun bir saate yakın sürdüğünü anlatan Yenerçağ, işlemden 12 saat sonra hastanın yürümeye başladığını belirtti.</p>

<p>Hastayı operasyondan iki gün sonra taburcu etme aşamasına getirdiklerine dikkati çeken Yenerçağ, Samsun Şehir Hastanesi'nin açılmasıyla gelişen görüntüleme yöntemleri ve sağlık altyapısı sayesinde riskli TMVR işleminin artık gerçekleştirilebildiğini vurguladı.</p>

<p>TMVR işleminin belli merkezlerde nadir uygulanan kapalı kapak operasyonu olduğunun altını çizen Yenerçağ, desteklerinden dolayı Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, İl Sağlık Müdürü Mustafa Uras ve Başhekim Doç. Dr. Mahmut Ulubay'a teşekkür etti.</p>

<p>Satılmış Sertdemir de ameliyat öncesinde halsiz olduğunu ve yürümekte zorluk çektiğini, şimdi ise iyi olduğunu ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/risk-tasiyan-79-yasindaki-hastaya-kapali-kalp-kapagi-ameliyati-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/kalp-hastasi-kalp-nakli.jpg" type="image/jpeg" length="86060"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklukta görülen güneş yanıklarına dikkat !]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/cocuklukta-gorulen-gunes-yaniklarina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/cocuklukta-gorulen-gunes-yaniklarina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman, çocukluk döneminde maruz kalınan güneş yanıkları ile 18 yaşından önce oluşan kümülatif güneş hasarının ileriki yaşlarda deri kanseri riskini artırabileceğini belirterek, güneşten doğru yöntemlerle korunmanın önemine dikkati çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akman, uzun süre güneşte kalacak kişilerin sık dokunmuş giysiler, geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlüğü ve güneş koruyucu kremlerle korunması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sadece başın üst kısmını değil, kulak ve enseyi de koruyan geniş şapkaların tercih edilmesini öneren Akman, güneş ışınlarına maruz kalan vücudun her bölgesinde deri yaşlanması, kanser veya kanser öncüsü lezyonların gelişebileceğini ifade etti.</p>

<p>Melanomun en ölümcül deri kanseri türlerinden biri olduğunu belirten Akman, skuamöz hücreli karsinom gibi diğer deri kanserlerinin de erken tanı ve tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurguladı.</p>

<p>Ciltte renk değişikliği, mevcut ben veya lezyonlarda büyüme, kabarıklık ya da farklılaşma fark eden kişilerin vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurması gerektiğini dile getiren Akman, erken teşhisin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını kaydetti.</p>

<p>- "Kendi kendimizi muayene edelim"</p>

<p>Akman, benlerde veya lezyonlarda kenara doğru büyümenin, kepeklenmenin vücuda ve iç organlara yayılan bir kanserin habercisi olabileceğini dile getirdi.</p>

<p>İnsanların ayda bir saç ve parmak aralarına kadar vücudunun tamamını kontrol etmesi, aynayla da sırtına bakması gerektiğini belirten Akman, "Kendi kendimizi muayene edelim. Hastalar kendileri fark edip bize başvuruyor. Aslında cildimizde en ufak kötü olan şey kendini belli ediyor, yapısıyla kişi bunu görebiliyor." ifadesini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akman, cilt kanserlerinde genetik yatkınlığın önemli olduğuna işaret ederek bazı kişilerde genlerin güneş hasarını tamir ederken bazılarında tamir edemediğini ve bu kişilerde çocukluklarından itibaren deri kanserlerinin görüldüğünü belirtti.</p>

<p>Bu çocukların güneşten çok iyi korunması gerektiğini vurgulayan Akman, şöyle konuştu:</p>

<p>"Su toplar derecesinde güneş yanığı olduysa deri kanseri riskini artırıyor. Güneş yanığı olmasa bile güneşin kümülatif birikici etkisiyle yıllar sonrasında da kanser gelişebiliyor. Ayrıca 18 yaşından önce aldığımız kümülatif güneş hasarı bile ileriki yaştaki kanser riskini etkileyebiliyor. O yüzden hem kendimizi hem de çocuklarımızı güneş yanıklarından korumamız gerekiyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/cocuklukta-gorulen-gunes-yaniklarina-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/gunes-yaniklari.jpg" type="image/jpeg" length="90841"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erken yaşta madde kullanımı kalıcı beyin hasarına yol açabilir]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/erken-yasta-madde-kullanimi-kalici-beyin-hasarina-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/erken-yasta-madde-kullanimi-kalici-beyin-hasarina-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman Hekim Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zehra Arıkan, erken yaşta başlayan madde kullanımının kalıcı beyin hasarlarına ve bilişsel işlevlerde bozulmalara yol açabileceğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Arıkan, alkol ve madde kullanımına bağlı bağımlılıkların yanı sıra davranışsal bağımlılıkların da son yıllarda artış gösterdiğine dikkati çekti.</p>

<p>Geçmişte bağımlılığın ahlaki bir zayıflık ya da irade eksikliği olarak değerlendirildiğini aktaran Arıkan, günümüzde ise bağımlılığın bir beyin hastalığı ve halk sağlığı sorunu olarak kabul edildiğini vurguladı.</p>

<p>Bağımlılığın, bireyin ihtiyaçlarına göre ilaç tedavisi, psikososyal destek ve çeşitli terapi yöntemlerini içeren kapsamlı bir tedavi süreci gerektirdiğini belirten Arıkan, "Bağımlılık tedavisi kişiye özgü planlanır. Hastanın yaşam koşulları ve kişilik özelliklerine göre şekillenen bu süreç, uzun soluklu bir takip gerektirir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tedavinin yaşam boyu devam eden bir süreç olduğuna işaret eden Arıkan, hastaların tedavi programlarında kaldıkları sürece önemli ölçüde fayda gördüklerini belirtti.</p>

<p>Türkiye'de bağımlılık alanında yapılan araştırmalara değinen Arıkan, 2011 ve 2017 yıllarında gerçekleştirilen çalışmalarda genel bağımlılık oranının yüzde 2,5'ten 3,1'e, alkol bağımlılığı oranının ise yüzde 1,9'dan 3,8'e çıktığını aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Bağımlılık yaşı düşüyor</p>

<p>Arıkan, Lokman Hekim Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Özgür Köy Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi gören hastaların yaş ortalamasının giderek düştüğünü ve bazı vakalarda bağımlılık yaşının 13'e kadar indiğini kaydetti.</p>

<p>Erken yaşlarda başlayan bağımlılığın beyin gelişimi üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu vurgulayan Arıkan, "Bağımlılığın etkilediği beyin bölgeleri yaklaşık 25 yaşına kadar gelişimini sürdürüyor. Bu nedenle erken yaşta madde kullanımı, kalıcı beyin hasarlarına ve bilişsel işlevlerde bozulmalara yol açabiliyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Arıkan, bağımlılığın yalnızca beyni değil, tüm vücudu etkileyen bir hastalık olduğunu, uzun süreli madde kullanımının ruhsal rahatsızlıkların yanı sıra karaciğer ve pankreas yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini bildirdi.</p>

<p>Özgür Köy Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nin bağımlılıkla mücadelede önemli bir rol üstlendiğini ifade eden Arıkan, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bazı hastalar bir yıla kadar yatılı tedavi görüyor, bazı hastalar ise yakın takip programlarıyla rehabilitasyon sürecine dahil ediliyor. Bağımlılık tedavisinde uzun süreli izlem, kritik. Rehabilitasyon çalışmaları yalnızca hastaları değil ailelerini de kapsıyor. Ailelerle düzenli toplantılar gerçekleştiriyoruz. Bağımlılıkla mücadelede ailelerin doğru bilgilendirilmesi ve desteklenmesi, tedavi başarısını artıran önemli unsurlardan biri."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/erken-yasta-madde-kullanimi-kalici-beyin-hasarina-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/erken-yasta-madde-kullanimi.jpg" type="image/jpeg" length="29970"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu'ndan "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasına ilişkin paylaşım]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/bakan-memisoglundan-her-gebeye-bir-ebe-uygulamasina-iliskin-paylasim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/bakan-memisoglundan-her-gebeye-bir-ebe-uygulamasina-iliskin-paylasim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "İlk gebeliğini yaşayan anne adaylarımıza gerçekleştirdiğimiz ev ziyaretleriyle 22 bin 952 gebemize birebir destek ulaştırdık." ifadesini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla son üç ayına giren bütün anne adaylarına bir ebeyi koordinatör ebe olarak görevlendirdiklerini ve bu kapsamda ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarına gerçekleştirdikleri ev ziyaretleriyle 22 bin 952 gebeye birebir destek ulaştırdıklarını bildirdi.</p>

<p>Bakan Memişoğlu, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasına ilişkin NSosyal hesabından paylaşım yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla son üç ayına giren bütün anne adaylarına bir ebeyi koordinatör ebe olarak görevlendirdiklerini aktaran Memişoğlu, "İstiyoruz ki her annemiz kendini güvende hissetsin, her sorusuna bir uzman eliyle cevap bulsun. Bu kapsamda ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarımıza gerçekleştirdiğimiz ev ziyaretleriyle 22 bin 952 gebemize birebir destek ulaştırdık. Gece gündüz demeden, en zor şartlarda bile büyük bir fedakarlıkla görev yapan, hayatın başlangıcına tanıklık eden tüm ebelerimize yürekten teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/bakan-memisoglundan-her-gebeye-bir-ebe-uygulamasina-iliskin-paylasim</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/memisoglu-her-gebeye-bir-ebe.jpg" type="image/jpeg" length="80371"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yenidoğan taraması bebek sağlığını kalıcı hasarlardan koruyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/yenidogan-taramasi-bebek-sagligini-kalici-hasarlardan-koruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/yenidogan-taramasi-bebek-sagligini-kalici-hasarlardan-koruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilge Bayraktar, yenidoğan taramalarının bebeklerde belirti vermeden ilerleyebilen bazı hastalıkların erken dönemde saptanması açısından hayati önem taşıdığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Bayraktar, topuk kanı başta olmak üzere yenidoğan döneminde yapılan taramaların, bazı metabolik ve genetik hastalıkların erken tanısında önemli rol oynadığını aktardı.</p>

<p>Yenidoğan taramalarının yalnızca hastalık tespiti için değil, bebeklerin sağlıklı gelişimini korumak için de önemli olduğunu vurgulayan Bayraktar, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Yenidoğan taramalarının temel amacı, bebekte henüz belirti ortaya çıkmadan bazı hastalıkları saptamaktır. Çünkü bazı hastalıklar doğumdan sonraki ilk günlerde dışarıdan fark edilemeyebilir. Ancak zamanında tanı konulmadığında zihinsel gelişim geriliği, nörolojik hasar, büyüme-gelişme sorunları ve hatta yaşamı tehdit eden tablolar ortaya çıkabilir. Yenidoğan taramaları, geri dönüşü olmayan hasarlar oluşmadan önce tanı ve tedavi şansı sunar."</p>

<p>Bayraktar, yenidoğan bebeklerin doğum sonrası genel durumlarının iyi olmasının taramaların gereksiz olduğu anlamına gelmediğini belirterek, ailelerin en sık üzerine düşündüğü noktalardan birinin, "Bebeğim iyi görünüyor, neden test yapılıyor?" sorusu olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Tarama testlerinin hasta görünen bebekleri değil, henüz belirti vermeyen riskleri erken yakalamak için yapıldığını kaydeden Bayraktar, bu nedenle bebeğin emmesi, ağlaması ya da genel görünümünün iyi olmasının, tarama gerekliliğini ortadan kaldırmayacağını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayraktar, topuk kanı taramasının yenidoğan sağlığı açısından önemli bir basamak olduğuna değinerek, "Bebeğin topuğundan alınan birkaç damla kanla bazı kalıtsal, metabolik ve hormonal hastalıklar açısından değerlendirme yapılabilir. Türkiye'de yenidoğan tarama programı kapsamında fenilketonüri, konjenital hipotiroidi, biyotinidaz eksikliği, kistik fibrozis, konjenital adrenal hiperplazi ve spinal müsküler atrofi gibi hastalıklar taranıyor. Bu hastalıkların bir kısmı erken dönemde ilaç, özel beslenme, yakın takip ya da uygun tedavi yaklaşımlarıyla kontrol altına alınabilir." değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>- "Erken tanı tedavi seçeneklerinin zamanında değerlendirilmesi açısından önemli"</p>

<p>Bazı hastalıklarda tedaviye geç kalınmasının geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabileceğine işaret eden Bayraktar, bazı metabolik hastalıklarda uygun diyet tedavisine erken başlanmasının, bebeğin nörolojik gelişimi açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p>Bayraktar, konjenital hipotiroidi gibi durumlarda erken tanı ve tedavinin zihinsel gelişimin korunmasına katkı sağladığını belirterek, "SMA gibi bazı hastalıklarda da erken tanı, tedavi seçeneklerinin zamanında değerlendirilmesi açısından kritik olabilir. Bu nedenle yenidoğan taraması, sadece bir test değil, bebeğin geleceğini etkileyebilecek koruyucu bir sağlık uygulaması." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tarama sonuçlarının aileler tarafından doğru değerlendirilmesi gerektiğini ve şüpheli sonuçların kesin tanı anlamına gelmediğini aktaran Bayraktar, "Bu durumda ileri değerlendirme, tekrar test ya da ilgili uzmanlık alanlarına yönlendirme gerekebilir. Önemli olan, ailelerin paniğe kapılmadan sağlık ekibiyle iletişimde kalması ve önerilen kontrolleri aksatmaması." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Bayraktar, yenidoğan taramalarında en kritik noktalardan birinin sonuçların takip edilmesi olduğunu kaydederek, topuk kanının alınması kadar sonucunun izlenmesinin de önemli olduğunu belirtti.</p>

<p>Ailelerin bebekleri için yapılan tarama testlerinin sonuçlarını takip etmesi gerektiğinin altını çizen Bayraktar, şunları kaydetti:</p>

<p>"Aile hekimi ya da çocuk hekimi tarafından yapılan yönlendirmelere mutlaka uymalı. Gecikmeler, bazı hastalıklarda tedavi başarısını olumsuz etkileyebilir. Yenidoğan dönemi, bebeğin sağlıklı yaşam temellerinin atıldığı çok hassas bir dönem. Yenidoğan taramaları, erken tanı sayesinde hem bebeğin yaşam kalitesini artırır hem de ailelerin ileride karşılaşabileceği ağır sağlık sorunlarının önüne geçilmesine yardımcı olur. Bu nedenle her bebeğin yenidoğan taramalarının zamanında yapılması ve sonuçlarının dikkatle takip edilmesi büyük önem taşıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/yenidogan-taramasi-bebek-sagligini-kalici-hasarlardan-koruyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/01/premiture-bebek.jpg" type="image/jpeg" length="59402"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Huawei'den Watch Fit 5 serisiyle günlük sağlık ve aktivite takibine destek]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/huaweiden-watch-fit-5-serisiyle-gunluk-saglik-ve-aktivite-takibine-destek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/huaweiden-watch-fit-5-serisiyle-gunluk-saglik-ve-aktivite-takibine-destek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Huawei, Watch Fit 5 serisi ile kullanıcıların günlük yaşam içinde sağlık verilerini takip etmeleri, fiziksel aktivitelerini izlemeleri ve biyolojik ritimlerini daha yakından gözlemlemelerine olanak sağlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, modern çalışma hayatı, uzun süren masa başı toplantıları, yoğun seyahat programları hareketsiz yaşam tarzını beraberinde getiriyor.</p>

<p>Bu yeni düzende sağlıklı kalmanın yolu, yalnızca planlı egzersizlerden değil, gün boyunca sürdürülen bilinçli hareket alışkanlıklarından ve vücudun doğal ritmini doğru okumaktan geçiyor. Giyilebilir teknoloji alanındaki yenilikler de kullanıcıların bu dengeyi kurmasına destek oluyor.</p>

<p>Huawei Watch Fit 5 serisi, sporu ve bedensel farkındalığı büyük bir organizasyon olmaktan çıkarıp, günün her anına yayılan bütünsel bir fayda modeline dönüştürüyor.</p>

<p>Sabah uyanıştan gece uykusuna kadar geçen tüm süreci tek bir bütünsel akış olarak ele alan seri, Huawei TruSleep teknolojisiyle uyku kalitesini analiz ederek gün içindeki kısa molalarda atılan adımları ve harcanan kalorileri hassasiyetle izliyor.</p>

<p>Seride yer alan döngü takibi özelliği ise kadın kullanıcıların fiziksel ve duygusal değişim dönemlerini doğrudan bilekten kontrol etmelerini sağlıyor.</p>

<p> Seri için 26 Haziran'a kadar özel kampanya</p>

<p>Fiziksel aktivitelerini biyolojik ritimleriyle uyumlu hale getirmek isteyen kullanıcılar, koşu koçu Candela Perez tarafından kurulan kadın koşu topluluğu The Ginger Club entegrasyonu sayesinde antrenman programlarını doğrudan akıllı saatleri üzerinden yönetebiliyor ve koşu rotalarını senkronize edebiliyor.</p>

<p>Cihazdaki gelişmiş veri analitiği ihtiyacı için devreye giren kadın sağlığı platformu Clue entegrasyonu ise vücut sıcaklığı değişimlerini ve uyku kalitesi verilerini otomatik olarak senkronize ediyor. Gece dinlenme fazına geçildiğinde de arka planda çalışmaya devam eden ekosistem, kullanıcının bir sonraki güne yüksek enerjiyle hazırlanmasını sağlıyor.</p>

<p>Huawei Watch Fit 5 serisi, pazara girişine özel kampanya ve ekosistem hediyeleriyle birlikte sunuluyor. Bu kapsamda 26 Haziran'da sona erecek tanıtım döneminde kullanıcılar, tercih ettikleri modele göre avantajlı paketlere sahip olabiliyor.</p>

<p>Standart Huawei Watch Fit 5 modeli tercih edildiğinde FreeBuds SE 2 kulaklık ve ekstra kayış hediye edilirken, Huawei Watch Fit 5 Pro modeli, Akıllı Tartı 3 ve FreeBuds SE 2 kulaklık hediyeleriyle alınabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tüm avantajlara ek olarak, dijital sağlık ekosistemine tam erişim sağlayan Multipass ile 90 güne kadar ücretsiz erişim hakkı da sunuluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve Teknoloji, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/huaweiden-watch-fit-5-serisiyle-gunluk-saglik-ve-aktivite-takibine-destek</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 15:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/huwaii.jpg" type="image/jpeg" length="57467"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda boy uzamasında en önemli rolü "doğal beslenme" üstleniyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/cocuklarda-boy-uzamasinda-en-onemli-rolu-dogal-beslenme-ustleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/cocuklarda-boy-uzamasinda-en-onemli-rolu-dogal-beslenme-ustleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Mega Üniversite Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Servet Erdal Adal, doğal beslenmenin, çocuklarda boy uzaması için kritik önemde olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, çocuklarda boy kısalığı, aileleri en çok endişelendiren konulardan biri oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuklarda boy uzaması, ailelerin yakından takip ettiği gelişim göstergelerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak her boy kısalığı, bir sağlık sorunu anlamına da gelmeyebiliyor.</p>

<p>Çocukluk çağında görülen büyüme farklılıklarının büyük kısmı normal gelişim sürecinin bir parçası olurken, bazı durumlarda ise altta yatan sağlık sorununun habercisi olabiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Adal, büyüme geriliğiyle normal gelişim arasındaki farkın doğru değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.</p>

<p>Çocuk polikliniklerine başvuran hastaların büyük kısmının aslında normal sınırlarda olduğuna işaret eden Adal, "Başvuran çocukların yaklaşık yüzde 80'i normalin varyantı dediğimiz gruptadır. Ailevi boy kısalığı ya da ergenlik gecikmesine bağlı durumlar sık görülür. Bu çocuklar genellikle düzenli takip edilerek izlenir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Adal, Akdeniz tipi beslenmenin, çocukların sağlıklı büyümesi için en uygun beslenme modeli olduğuna dikkati çekerek, mevsiminde sebze tüketimi, ev yapımı yoğurt, turşu ve doğal gıdaların büyüme açısından oldukça önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p>Çocukların büyüme sürecinin düzenli olarak takip edilmesi gerektiğini belirten Adal, beklenen büyüme değerlerinin altına düşüldüğünde mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini kaydetti.</p>

<p>- "Ergenlik öncesi dönemde çocuklar yılda ortalama 5-7 santimetre uzar"</p>

<p>Prof. Dr. Adal, çocuklarda büyümenin belirli aralıklarla değerlendirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Ergenlik öncesi dönemde çocuklar yılda ortalama 5 ila 7 santimetre uzar ve 2-3 kilo alır, bu değerlerin altında kalan büyüme durumlarında mutlaka araştırma yapılmalıdır." uyarısında bulundu.</p>

<p>Büyümenin mevsimsel olarak da değişebildiğini belirten Adal, çocukların yaz aylarında daha hızlı uzadığını vurguladı.</p>

<p>Adal, ergenlik döneminde büyümenin hızlandığını aktararak, "Kız çocuklarında ergenlik yaklaşık 2-2,5 yıl sürer ve bu dönemde ortalama 20 santimetre uzama olur. Erkek çocuklarında ise ergenlik süresi daha uzundur ve ortalama 25-30 santimetre uzama görülür." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Büyüme hormonunun en yoğun 22.00-03.00 saatleri arasında salgılandığına vurgu yapan Adal, bu nedenle çocukların erken saatlerde uyumasının çok önemli olduğuna dikkati çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/cocuklarda-boy-uzamasinda-en-onemli-rolu-dogal-beslenme-ustleniyor</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/thumbs-b-c-152e14a2862ea4f1af43fea3a7f6a202.jpg" type="image/jpeg" length="87510"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İklim değişikliği sivrisinek ve kene kaynaklı hastalık riskini artırabilir]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/iklim-degisikligi-sivrisinek-ve-kene-kaynakli-hastalik-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/iklim-degisikligi-sivrisinek-ve-kene-kaynakli-hastalik-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, iklim değişikliğiyle sivrisinek ve kene gibi türlerin daha erken ortaya çıktıklarını ve yıllık nesil sayılarının arttığını belirterek, oluşabilecek olumsuzluklara karşı daha dikkati olunması gerektiği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliğine bağlı artan sıcaklıklar, uzayan yaz mevsimi ve değişen yağış rejimleri, böcek popülasyonlarını da etkiliyor. İnsanlarla temas eden ve hastalık taşıma riski bulunan sivrisinek ve keneler ile alerjik reaksiyonlara neden olan çam kese böceğinin yayılım alanları genişlerken bu durum, vektör kaynaklı hastalıklar ve alerjik vakalarda artış riskini de beraberinde getiriyor.</p>

<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Entomoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İzzet Akça, iklim değişikliğinin doğadaki dengeleri değiştiren kapsamlı bir süreç olduğunu söyledi.</p>

<p>Küresel ortalama sıcaklıktaki artışın canlılar üzerinde önemli sonuçlar doğurduğuna işaret eden Akça, bu değişimden en fazla etkilenen grupların başında böceklerin geldiğini anlattı.</p>

<p>Akça, böceklerin yaşam döngülerinin sıcaklığa doğrudan bağlı olduğunun altını çizerek, sert geçen kışlarda popülasyonların yüzde 70-80'inin doğal olarak öldüğünü ancak kışların daha ılık geçmesiyle bu kayıpların azaldığını belirtti.</p>

<p>Sivrisinek ve kenelerde 20-25 derece aralığında üreme ve gelişmenin hızlandığına dikkati çeken Akça, sıcak dönemlerin uzamasının böceklerin daha uzun süre aktif kalmalarına, daha fazla beslenmelerine ve nesil vermelerine imkan sağladığını dile getirdi.</p>

<p>Akça, Karadeniz Bölgesi'nde haziran sonlarında görülmeye başlayan sivrisineklerin yaklaşık bir ay daha erken ortaya çıktıklarına işaret ederek, "Adana gibi sıcak bölgelerde sivrisinekler, yılda 10'dan fazla nesil verebilirken Karadeniz gibi daha serin bölgelerde bu sayı 2-4 arasında kalabiliyor. İklim değişikliğiyle hem ortaya çıkış zamanı yaklaşık bir ay öne çekiliyor hem de yıllık nesil sayısı artıyor." diye konuştu.</p>

<p>Sivrisineklerin sucul canlılar olduklarına dikkati çeken Akça, hava sıcaklığındaki artışın su sıcaklığını da yükselterek larvaların daha hızlı gelişmesine yol açtığını söyledi.</p>

<p>Akça, iklim değişikliğinin türlerin coğrafi dağılımını da değiştirdiğinin altını çizerek, Akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgelerde görülen çam kese böceğinin daha kuzey ve yüksek rakımlı alanlara yayıldığını ifade etti.</p>

<p>Akça, kenelerde de benzer bir tablonun görüldüğünü dile getirdi.</p>

<p>- Yüksek sıcaklık kenelerin yumurta sayısını artırıyor</p>

<p>Özellikle Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarının görüldüğü Sivas, Çorum, Amasya ve Samsun çevresinde riskin arttığını belirten Akça, daha çok haziran ayında gündeme gelen vakaların artık nisandan itibaren görülmeye başlandığını anlattı.</p>

<p>Akça, kenelerin uygun koşullarda 500 ile 5 bin arasında yumurta bırakabildiklerine işaret ederek, sıcaklıkların yükselmesiyle yumurta ve nesil sayısının arttığını, bazı bölgelerde iki nesil veren türlerin 5-6 nesle kadar ulaşabildiğini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akça, sivrisinek ve kenelerin daha erken ve uzun süre görülmeye başlamasının insan sağlığı açısından riskleri artırdığını söyledi.</p>

<p>- Mücadelede larva dönemi kritik önem taşıyor</p>

<p>Sivrisineklerle mücadelede en etkili yöntemin larva dönemine yönelik çalışmalar olduğunu vurgulayan Akça, belediyelerin sulak alanlarda larva mücadelesinin önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p>Akça, ev ve bahçelerde açık bırakılan kova, bidon ve saksı altlığı gibi küçük su birikintilerinin bile sivrisineklerin üremesi için uygun ortam oluşturduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>

<p>"Sineklik ve cibinlik kullanımı, önemli korunma yöntemleri arasında yer alıyor. Kenelere karşı ise park ve bahçelerde çimlerin bir santimden kısa tutulması, yabancı otların temizlenmesi ve riskli alanlarda uygun ürünlerle düzenli ilaçlama mücadelesi yapılması gerekiyor. Özellikle çocukların uzun otların bulunduğu alanlarda dikkatli olması gerekiyor."</p>

<p>- Türkiye'de yeni risk alanları oluşabilir</p>

<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Müzeyyen Mamal Torun da sivrisinek kaynaklı hastalıkların ve kenelerin taşıdığı enfeksiyonların yeni bölgelere taşındığını söyledi.</p>

<p>İklim değişikliğinin çam kese böceğini de etkilediğini dile getiren Torun, daha ılıman geçen kışların türün hayatta kalmasını kolaylaştırdığını, bu nedenle kuzeye ve yüksek rakımlı bölgelere doğru yayıldığını anlattı.</p>

<p>Torun, çam kese böceğinin yakıcı tüylerinin insanlarda kaşıntı, döküntü, nefes darlığı ve astım ataklarına neden olabildiğini belirterek, türün yaygınlaşmasının insan sağlığı ve orman ekosistemleri açısından tehdit oluşturduğunu ifade etti.</p>

<p>KKKA'nın daha kuzey ve batı bölgelere ilerleme potansiyeli taşıdığına işaret eden Torun, daha sıcak geçen yazlarla Batı Nil Ateşi vakalarında da artış görülebileceğini söyledi.</p>

<p>Torun, son yıllarda özellikle Marmara ve Karadeniz bölgelerinde yerleşmeye başlayan, Asya kaplan sivrisineği olarak bilinen "Aedes albopictus" türünün dang ateşi ve chikungunya gibi hastalıkların bulaşma riskini artırabileceğinin altını çizerek, leishmaniasis (şark çıbanı) vakalarının da yeni bölgelere taşınma potansiyelinin bulunduğunu anlattı.</p>

<p>Lyme hastalığı açısından da risklerin arttığını vurgulayan Torun, "Bilimsel öngörüler, Türkiye'nin özellikle Karadeniz, Marmara ve Akdeniz kuşağında sivrisinek ve kene kaynaklı hastalıklar açısından Avrupa'nın önemli geçiş bölgelerinden biri haline gelebileceğini gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Torun, durgun su birikintilerinin ortadan kaldırılması, sineklik kullanılması ve kırsal alan dönüşlerinde vücutta kene kontrolü yapılmasının vektör kaynaklı hastalıklara karşı etkili önlemler arasında yer aldığını anlattı.</p>

<p>Öte yandan Torun, iklim değişikliğinin küresel halk sağlığı meselesi olduğunu sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/iklim-degisikligi-sivrisinek-ve-kene-kaynakli-hastalik-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/keneeee.jpg" type="image/jpeg" length="99925"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından "D vitamini yetersizliği birçok hastalığı tetikleyebiliyor" uyarısı]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/uzmanindan-d-vitamini-yetersizligi-bircok-hastaligi-tetikleyebiliyor-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/uzmanindan-d-vitamini-yetersizligi-bircok-hastaligi-tetikleyebiliyor-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Akman, D vitamini için güneşlenme ve beslenmenin önemine dikkati çekerek, eksikliğinin birçok hastalık açısından risk oluşturabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman, sağlıklı yaşam için D vitamini ve güneş ışığının çok önemli olduğunu belirterek, sağlıklı yaşam için D vitamini ve güneş ışığının çok önemli olduğunu belirterek, güneş ışığının, kırmızı yüzlü kelebek (lupus) hastalığını tetikleyebildiğini dile getirdi.</p>

<p>Güneşlenme ve denize girmenin önemini anlatan Akman, beşer dakika olarak yarım saati geçmeyecek şekilde öğle saatlerinde bile denize girilebileceğini ifade etti.</p>

<p>Güneşlenmenin hormonlar ve D vitamini için önemli olduğuna işaret eden Akman, "D vitamini için güneş, yediğimiz soğuk deniz balıkları derimizde güneş ışığıyla birlikte aktifleşiyor. Bu çok önemli ve hayati. Tüm bunları yapmamıza rağmen bazı genetik ve metabolik sorunlar D vitamini sentezini etkileyebiliyor. Ne yaparsak yapalım D vitaminimiz düşük olabilir. O zaman düzeyimizi ölçtürüp gerekli miktarda D vitaminimizi ek takviye almamız gerekiyor." diye konuştu.</p>

<p>Hastalarda D vitamini eksikliğini sık gördüklerini dile getiren Akman, D vitamini için uzun süre güneş altında kalmanın da cilt hasarına, deri kanserine neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>D vitamininin sağlık açısından önemine işaret eden Akman, "D vitamini eksikliği, terlemeye neden olabilir, otoimmüniteyi artırabilir. Kanser, melanom riskini bile artırabileceği düşünülüyor. Ürtikerden tutun saç dökülmesine, kemik kırıklarına kadar her şeyde D vitamini hayati bir hormon. Eğer D vitaminimiz yeterli düzeyde değilse, takviye almamız gerekiyor." dedi.</p>

<p>Akman, hastaların güneşten nasıl korunacağına hekimlerin karar verdiğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Ağızdan alınan güneşten korunmayı destekleyen antioksidanlarımız var. Biz hastaları ölçüp, biçip ne uygun ne değil bunları ayarlıyoruz. Yani herkese her şey olmaz. Krem mi losyon mu yoksa bebek ürünü mü kullanacak? Fiziksel mi, kimyasal mı korunacak? Bunlar da çok önemli. Çünkü yanlış bir şey kullanmak hastanın da sağlığını etkileyebilir, cilt yapısını bozabilir. Mesela güneşten koruyucunun içindeki kimyasallar çocukların hormonal dengesini bozabilir. Bu yüzden bizim her şeye dikkat ederek bir ürün yazıyoruz. Bu konuda hastaların mutlaka dermatologlarına başvurmalarını istiyorum."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/uzmanindan-d-vitamini-yetersizligi-bircok-hastaligi-tetikleyebiliyor-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/d-vitamini-eksikligi.jpg" type="image/jpeg" length="50781"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıl dönmesi tedavisinde düzenli takip önem taşıyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/kil-donmesi-tedavisinde-duzenli-takip-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/kil-donmesi-tedavisinde-duzenli-takip-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Koşuyolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yılmaz, kuyruk sokumunda ağrı ve akıntıyla kendini gösteren kıl dönmesinin kişiye özel yöntemlerle tedavi edilmesi gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Sağlık Grubundan yapılan açıklamaya göre, kuyruk sokumunda ağrı, akıntı ve zaman zaman apseyle kendini gösteren kıl dönmesi, özellikle genç erkeklerde sık görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Yılmaz, son yıllarda obezite ve hareketsiz yaşamın artmasıyla kıl dönmesi vakalarında yükseliş yaşandığını belirterek, tedavide kişiye özel yaklaşımın önemine dikkati çekti.</p>

<p>Kuyruk sokumunda ağrı ve akıntıyla kendini gösteren hastalığın kişiye özel yöntemlerle tedavi edilmesi gerektiğini aktaran Yılmaz, hastalığın gelişim sürecine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Kıl dönmesi, kuyruk sokumu bölgesinde ortaya çıkıyor. Hastalar genellikle ağrı ve akıntı şikayetiyle başvuruyor. Bazı durumlarda bölgede apse gelişebiliyor. Apse oluştuğunda öncelikle apsenin boşaltılması gerekiyor, cerrahi tedavi ise daha sonra planlanıyor. Kuyruk sokumunda şişlik, kızarıklık ve otururken artan ağrı gibi belirtiler de görülebiliyor. Şikayetler, ihmal edilmemeli."</p>

<p> Birçok tedavi yöntemi uygulanıyor</p>

<p>Yılmaz, kıl dönmesinde tek bir ideal yöntemin olmadığına ve çok sayıda tedavi seçeneğinin bulunduğuna değinerek, tedavinin, hastanın yaşı, kilosu, cinsiyeti ve hastalığın yaygınlığına göre planlanması gerektiğini aktardı.</p>

<p>Kıl dönmesinde fenol, gümüş nitrat uygulamaları ve lazer tedavisi gibi ameliyatsız yöntemlerin yanı sıra açık veya kapalı cerrahi tekniklerin de kullanıldığını kaydeden Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Önemli olan, her hasta için en uygun yöntemi seçebilmek. Son dönemde lazer tedavisi, oldukça popüler hale geldi. Toplumda lazere büyük ilgi var ancak her hasta, lazer için uygun değildir. Uygun vakalarda başarılı sonuçlar alınabilir fakat cerrahi tedavi, halen önemli ve etkili bir seçenek olarak yerini koruyor."</p>

<p></p>

<p>Kıl dönmesinde en önemli sorunlardan birinin hastalığın yeniden ortaya çıkması olduğunu belirten Yılmaz, ameliyat sonrası dönemde hastaların kurallara titizlikle uyması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>

<p></p>

<p>"Bazı kişiler kıl dönmesini basit bir hastalık olarak görebiliyor ancak tedavi sonrası bakım çok önemli. Özellikle genç hastaların önerilere eksiksiz uyması gerekiyor. Düzenli takip ve doğru bakım sayesinde hastalığın tekrarlama oranlarını yüzde 5'in altına düşürebiliyoruz. Tedavi yöntemine göre, iyileşme süreci değişebiliyor. Lazer uygulanan hastalar birkaç gün içinde günlük yaşamlarına dönebilirken, cerrahi tedavi sonrası ise ortalama 10 günlük bir istirahat süresine ihtiyaç duyuluyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/kil-donmesi-tedavisinde-duzenli-takip-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/kil-donmesi.jpg" type="image/jpeg" length="89901"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel Ağrısında Erken Tanı, Tedavi Başarısını Artırıyor...]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/bel-agrisinda-erken-tani-tedavi-basarisini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/bel-agrisinda-erken-tani-tedavi-basarisini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzde bilgisayar başında uzun saatler çalışma, duruş bozukluğu, hareketsizlik ve aşırı kilo gibi nedenlerle görülme sıklığı artan bel ağrıları, erken dönemde tedavi edilmezse ameliyata varan sonuçlar doğurabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Omurganın vücudu taşıyan önemli bir yapı olduğunu belirten Özel Sağlık Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serkan Zengin, bel ağrılarının ciddiye alınması gerektiğini belirterek uzman hekime başvurulmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Her hastanın yaşı, boyu, beslenme alışkanlıkları sıvı tüketimi ve genetik yatkınlıklarının bel ağrısı konusunda belirleyici olduğunu vurgulayan Zengin, "Bel ve omurga tedavisinde erken tanı hastalığın tedavi başarısı açısından çok önemlidir. Biz öncelikle hastayı muayene ederek ön tanı koyuyoruz. Tedaviyi ise kişiye özel olarak planlıyoruz. Tedavi şekli hastanın yaşı, cinsiyeti, fıtığının derecesi, şekli, kronik rahatsızlıkları ve genetik yapısına göre değişkenlik gösterebilir. İnsanlar genellikle ameliyat olmaktan çekiniyor. Oysa, erken dönemde yapılan müdahaleyle çoğunlukla ameliyata gerek kalmadan iyileşme sağlanabiliyor" diye konuştu.</p>

<p>ERKEN TANI ÖNEMLİ</p>

<p>Hastaları yapılan muayene sonrasında medikal tedavi, fizik tedavi veya cerrahi tedaviye yönlendirdiklerini dile getiren Op. Dr. Serkan Zengin, "Hastalarımıza çok büyük oranda medikal tedavi, fizik tedavisi veya algolojik yöntemler dediğimiz ağrı tedavisi uyguluyoruz. Sanılanın aksine filmlerde fıtık görülse dahi ameliyata gerek kalmadan tedavi gerçekleştirmek mümkün. Fakat bu her hastada aynı sonucu vermeyebilir. Orta yaşlı, kilolu bir hastada fayda sağlarken daha genç bir hastada faydalı olmayabilir. Bu tedaviler doğru bireylerde ve erken dönemde başarılı olmaktadır" ifadelerini kullandı.</p>

<p>ÖNCELİĞİMİZ AMELİYATSIZ TEDAVİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygun hastalarda ameliyatsız olarak yapılan tedavilerin başarılı sonuçlar verdiğinin altını çizen Op. Dr. Zengin, "Algolojik yönetimler olarak adlandırabileceğimiz Nokta Atışı tedavisi, Radyofrekans Ablasyon ve Nükleoplasti gibi yöntemlerle hastanın omurları arasına girerek basıncı azaltıyoruz. Uyguladığımız ilaç veya buharlaştırma tedavileri ile birlikte sinirleri rahatlatarak ağrıyı giderebiliyoruz. Bu yöntemle hastalar bir kaç saat içinde taburcu oluyor ve günlük yaşantısına hatta işine dönebiliyor. Eğer tüm bu müdahalelere rağmen belli bir süre içinde olumlu sonuç alamazsak o zaman cerrahi müdahale yapıyoruz" dedi.</p>

<p>SAĞLIKLI OMURGA İÇİN HAYAT TARZINIZI DEĞİŞTİRİN</p>

<p>Bel ve omurga sağlığı için hayat tarzının da değiştirilmesi gerektiğini hatırlatan Op. Dr. Serkan Zengin, şöyle devam etti: "Öncelikle omurga ve ona bağlı olan kas sistemini güçlendirmek için düzenli yürüyüş öneriyoruz. Haftada 3 gün, 45 dakika ila 1 saat arasında kesintisiz tempolu yürüyüş çok faydalıdır. Ayrıca yüzme, reformer pilates ve yoga da faydalı sporlar arasındadır. Ağırlık kaldırmak yerine kişinin kendi ağırlığından faydalanacağı sporları yapması daha doğru olur. Erkeklere göre ortalama 5 yıl daha uzun yaşayan kadınların ideal kilo ve kas yapısına sahip olmaları yaşam kalitesi için önem taşır. Örneğin 1 metre 75 cm. boyu olan bir kişinin kilosu da en fazla 75 kilo civarında olmalıdır. Bir diğer önemli konu ise dengeli beslenme ve günlük en az 2 litre su tüketilmesidir. Magnezyum ve D vitamini kullanılması da vücut sağlığı açısından gereklidir. Yetişkinlerde 7 saat kaliteli uyku da bel sağlığı için önemlidir. Bu nedenle yastık ve yatak kalitesinin de iyi olmasına dikkat edilmeli. Eğer bilgisayar başında oturarak çalışıyorsanız mutlaka 45 dakikada bir ayağa kalkıp tur atın. Sabah kalktığınızda ise boyun ve bel kaslarınızı çalıştıracak basit esnetme hareketleri yapabilirsiniz</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BÜLTEN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/bel-agrisinda-erken-tani-tedavi-basarisini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/opdr-serkan-zengin.jpg" type="image/jpeg" length="22319"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Van’daki öğrenciler kadavra için Diyarbakır’a  geliyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/vandaki-ogrenciler-kadavra-icin-diyarbakira-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/vandaki-ogrenciler-kadavra-icin-diyarbakira-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, Diyarbakır'daki Dicle Üniversitesi'nde (DÜ) kadavralar üzerinde uygulamalı eğitim gördü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DÜ Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vatan Kavak tarafından hazırlanan ve DÜ Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğünce onaylanan "Kadavra Uygulama ve Araştırma Projesi" kapsamında 13 yıl önce üniversitede kadavra laboratuvarı kuruldu.</p>

<p>Laboratuvar için 13 yıl önce Eskişehir Osmangazi Üniversitesinden kadavra temin edildi. Yine ABD'den iki yıl önce 1, bu yıl da 2 kadavra getirildi.</p>

<p>Bu sayede Tıp Fakültesi öğrencileri laboratuvarda kadavralar üzerinde eğitim alıyor.</p>

<p>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ile DÜ rektörlükleri arasında yapılan protokolle de yaklaşık 50 öğrenci, Diyarbakır'a gelerek laboratuvarda Prof. Dr. Vatan Kavak tarafından kadavralar üzerinde verilen eğitime katıldı.</p>

<p> "Öğrenciler damara, sinire, organa dokunacak ve onları hissedecek"</p>

<p>Prof. Dr. Kavak, protokol kapsamında Van'dan gelen öğrencilere kadavra üzerinde eğitim verdiğini belirterek, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde kadavra olmadığı için öğrencilerin Diyarbakır'a geldiğini söyledi.</p>

<p>Maket ve kadavra üzerinde verilen eğitimin çok farklı olduğunu anlatan Kavak, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bugün burada beyni görecekler. Karın boşluğundaki organları anlattım. Öğrencilerimiz kadavra üzerinde eğitim aldıkları zaman damara, sinire, organa dokunacak ve onları hissedecek. Aletleri nasıl kullandığını ve diseksiyon tekniğini öğrenecek. Bu eğitimler kliniklere gittiklerinde canlı insan üzerinde uygulama yaparken hatayı minimuma indirmek için yapılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kadavra eğitimi çok önemlidir. Maket asla kadavra eğitiminin yerini tutamaz. Sanal kadavra bile kadavra eğitiminin yerini tutamaz. Kadavra eğitimi öğrenciler için her anlamda çok faydalı. İleride bu gençlerin her biri kendi alanında uzman olacak. Kadavra gören ve görmeyen bir cerrah arasında fark olacak. Bunlar ileride çok maharetli hekimler olacak. Talep olması durumunda diğer tıp fakültesi öğrencilerine de kadavra üzerinde eğitim verebiliriz."</p>

<p> "Eğitimimize büyük katkıları olacak"</p>

<p>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencisi Hişar Bolluk da Van'da anatomi eğitimlerini maket üzerinde, kadavra eğitimini de ilk olarak Dicle Üniversitesi'nde gördüklerini söyledi.</p>

<p>Kadavra üzerinde eğitim görmenin heyecanını yaşadıklarını ifade eden Bolluk, şunları aktardı:</p>

<p>"Merak vardı. Burada görünce eğitimimize daha iyi katkı sağlayacağını fark ettik. Makette gördüğümüz eğitim bizi bir noktada gerçeklikten uzaklaştırabiliyor. Ama burada kadavrayla gerçekleştirdiğimiz eğitimlerle gerçek hastaya müdahale etmiş oluyoruz. İnsan vücudunu tanıyoruz. Bu yüzden mesleki gelişimimize katkı sağlayacağını düşünüyorum."</p>

<p>Birinci sınıf öğrencisi Nisanur Yüksekler ise ilk defa bir kadavra üzerinde eğitim gördüğü için hem mutlu hem de heyecanlı olduğunu anlattı.</p>

<p>Maket üzerinde aldıkları eğitim ile kadavra üzerindeki eğitimin çok farklı olduğunu vurgulayan Yüksekler, "Üniversitemizde maalesef kadavra bulunmuyor. Genelde maket üzerinden veya çizimler üzerinden eğitim görüyoruz. Benim için güzel deneyimdi ve ilerideki mesleğim için de mutlaka artıları olacağını düşünüyorum. Kadavra sonuç olarak gerçek bir insanın bedeni. Eğitimimize büyük katkıları olacak. O yüzden de Dicle Üniversitesine çok teşekkür ederim." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Birinci sınıf öğrencisi Abdulsamet Kurt da tıp eğitiminde anatominin çok önemli olduğunu belirterek, şöyle konuştu:</p>

<p>"Anatomi öncelikle bütün hastalıkların temelinde bilmemiz gereken bir ders. Anatomiyi ne kadar iyi öğrenirsek o kadar hastalıklar üzerinden iyi yorum yapabiliriz. O yüzden anatomiyi çok iyi öğrenmemiz lazım. Anatomiyi de en iyi kadavra üzerinde öğreneceğimiz için kadavra eğitimi almak bizim için çok iyi oldu. Bu eğitim için 300 kilometre değil, 500 kilometre de gidebilirdik. Eğitimi aldığımız için çok mutluyuz. Bir daha olsa bir daha geliriz. Bize destek ve yardımcı olan hocalarımıza teşekkür ederiz."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/vandaki-ogrenciler-kadavra-icin-diyarbakira-geliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/van-kadavra-ogrenci.jpg" type="image/jpeg" length="92124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yetersiz sıvı tüketimi idrar yolu enfeksiyonu riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/yetersiz-sivi-tuketimi-idrar-yolu-enfeksiyonu-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/yetersiz-sivi-tuketimi-idrar-yolu-enfeksiyonu-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Çocuk Ürolojisi Uzmanı Prof. Dr. Mesrur Selçuk Sılay, yaz aylarında yetersiz sıvı tüketiminin çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu riskini artırdığını bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Sılay, artan hava sıcaklıkları, havuz ve deniz aktiviteleriyle değişen beslenme alışkanlıklarının çocukların böbrek sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Sılay, yaz aylarında yeterli su tüketiminin hayati önem taşıdığını, asitli içeceklerden uzak durulması ve havuz sonrası hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Özellikle okul çağındaki çocukların günlük sıvı tüketimine dikkat edilmesi gerekiyor. Havaların ısınmasıyla çocuklarımız daha fazla terliyor ve daha hareketli oluyor. Bu durum sıvı ihtiyacını artırıyor. Okul çağındaki çocuklarımızın günlük sıvı alımını 1,5-2 litre hatta mümkünse daha da üzerinde tutmakta fayda var. Yetersiz sıvı tüketimi, idrar yolu enfeksiyonu riskini artırabiliyor. Bu nedenle su tüketiminin gün içine yayılarak düzenli şekilde yapılması gerekiyor."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sılay, çocukların yaz aylarında serinlemek amacıyla sıklıkla tercih ettiği bazı içeceklerin sağlık açısından risk oluşturabileceğini aktararak, kola, gazoz, buzlu çay gibi içeceklerin mesanede istemsiz kasılmalara neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>Bu durumun işeme bozukluklarına ve idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlayabildiğine işaret eden Sılay, "Bu nedenle çocuklarımızın su, ayran, limonata ve taze meyve suyu gibi daha sağlıklı içecekleri tercih etmesi gerekiyor." tavsiyesinde bulundu.</p>

<p>- "Havuz veya deniz sonrasında çocukların uzun süre ıslak kalmamasını öneriyoruz"</p>

<p>Tatillerde hazır gıda ve fast food tüketiminin arttığına dikkati çeken Sılay, yüksek tuz içeren besinlerin böbrekler üzerinde ek yük oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Sılay, çocukların daha dengeli ve sağlıklı beslenmeye yönlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, özellikle yaz döneminde beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesinin önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Sılay, havuz ve deniz kullanımında hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğine işaret ederek, şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>"Özellikle kız çocukları risk altında bulunuyor. Havuz veya deniz sonrasında çocukların uzun süre ıslak kalmamasını öneriyoruz. Ayrıca çok kalabalık havuzlardan da mümkün olduğunca uzak durulmalı. Okulların kapanmasıyla çocuklar zamanını daha fazla dışarıda geçirecek. Çocukların yanlarında mutlaka su şişesi bulundurması gerekiyor. Güneşin yoğun olduğu öğle saatlerinde uzun süre dışarıda kalınmamalı, mümkün olduğunca gölge alanlar tercih edilmeli. Çocuklarımızın yaz tatilini sağlıklı geçirebilmesi için su tüketimi, dengeli beslenme ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi büyük önem taşıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/yetersiz-sivi-tuketimi-idrar-yolu-enfeksiyonu-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetay.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="74887"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak hava, susuzluk ve hareketsizlik pıhtı riskini artırabiliyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/sicak-hava-susuzluk-ve-hareketsizlik-pihti-riskini-artirabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/sicak-hava-susuzluk-ve-hareketsizlik-pihti-riskini-artirabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Uğursay Kızıltepe, sıcak havalarda özellikle damar hastalığı öyküsü bulunan risk grubundaki bireylerde pıhtı oluşumuna karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, yaz aylarında artan sıcaklıklar, uzun süreli hareketsizlik ve yetersiz sıvı tüketimi damar sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Kızıltepe, yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte vücudun daha fazla sıvı kaybettiğini vurgulayarak, yeterli su tüketilmediğinde kanın akışkanlığının azalabileceğini ve bu durumun özellikle toplardamar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine dikkati çekti.</p>

<p>Sıcak havalarda terleme yoluyla ciddi miktarda sıvı kaybı yaşandığını aktaran Kızıltepe, "Bu kayıp yerine konulmadığında kan daha yoğun hale gelebilir. Kan akışının yavaşlaması ve uzun süre hareketsiz kalınması da pıhtı oluşumuna zemin hazırlayabilir. Bu nedenle yaz aylarında bol sıvı tüketmek ve uzun süre aynı pozisyonda kalmamak damar sağlığı açısından büyük önem taşır." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Kızıltepe, sıcak havalarda özellikle risk grubundaki bireylerde pıhtı oluşumuna karşı dikkatli olunması gerektiğini aktardı.</p>

<p>Sıcak havanın, susuzluğun ve hareketsizliğin bir araya gelmesinde damar içi pıhtılaşma riskinin artabileceğine değinen Kızıltepe, "Özellikle uzun yolculuklarda, ileri yaşta ve damar hastalığı öyküsü bulunan kişilerde bu risk daha belirgin hale gelir." ifadesini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kızıltepe, özellikle yaz tatili döneminde artan uzun kara ve hava yolculuklarının pıhtı riski açısından önemli olduğunu belirterek, saatlerce oturmanın bacak toplardamarlarında kan akışını yavaşlatabileceğini kaydetti.</p>

<p>Uzun süre oturmanın, bacak toplardamarlarında kanın göllenmesine neden olabildiğine değinen Kızıltepe, "Bu durum derin ven trombozu dediğimiz toplardamar pıhtısı riskini artırabilir. Uzun yolculuklarda mümkünse hafif basınçlı varis çorapları kullanılmalı, 1-2 saatte bir kısa yürüyüşler yapılmalı, oturulan yerde ayak bileği hareketleri uygulanmalı ve bol su tüketilmelidir. Dar kıyafetlerden kaçınmak ve bacakları uzun süre hareketsiz bırakmamak da önemlidir." bilgisini paylaştı.</p>

<p>Kızıltepe, pıhtı oluşumunun bazı belirtilerle kendini gösterebileceğine dikkati çekerek, özellikle tek bacakta gelişen ani şişlik, ağrı, kızarıklık, ısı artışı ve hassasiyet gibi bulguların dikkate alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Bacakta tek taraflı şişlik, baldırda ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini kaydeden Kızıltepe, "Pıhtı, yalnızca bacak damarlarıyla sınırlı kalmayabilir, akciğere atması durumunda hayati risk oluşturabilir. Ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı veya bayılma hissi gibi şikayetler acil değerlendirme gerektirir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kızıltepe, pıhtı riskinin herkeste görülebileceğini ancak bazı gruplarda bu riskin daha yüksek olduğuna değinerek, ileri yaşta olanlar, varis ve toplardamar yetmezliği bulunanlar, daha önce bacak toplardamarlarında pıhtı gelişenler ile kalp-damar hastalığı olan kişilerin yaz aylarında daha dikkatli olması gerektiği uyarısında bulundu.</p>

<p>Kızıltepe, obezite hastaları, sigara kullananlar, gebeler, doğum kontrol ilaçları kullananlar ve doğum sonrası dönemde olan kadınlar ile uzun süre hareketsiz kalan kişilerde de pıhtı riskinin artabileceğine dikkati çekti.</p>

<p>Daha önce damar tıkanıklığı ya da pıhtı öyküsü olan hastaların yaz aylarında doktor kontrollerini aksatmaması gerektiğine değinerek, "Kan sulandırıcı ilaç kullanan kişiler ise ilaçlarını kesinlikle kendi başlarına bırakmamalı ya da doz değişikliği yapmamalıdır. Sıcak havalarda tansiyon ve sıvı dengesi değişebileceği için özellikle kronik hastalığı olanların hekim önerilerine uyması gerekir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Kızıltepe, yaz aylarında damar sağlığını korumak için basit önlemlerin önemine dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>"Özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşin etkisi daha fazladır. Bu saatlerde uzun süre dışarıda kalmamak, hafif ve rahat kıyafetler tercih etmek, yürüyüşleri sabah erken ya da akşam serin saatlerde yapmak daha doğru olur. Damar sağlığı için hareket çok önemlidir ancak egzersiz sıcak havalarda bilinçli şekilde planlanmalıdır."</p>

<p>Yaz aylarında artan bacak şişliği ve varis şikayetlerinin de hafife alınmaması gerektiğini belirten Kızıltepe, bacaklarda ağırlık hissi, dolgunluk, kramp, şişlik, belirginleşen damarlar toplardamar yetmezliğinin işareti olabileceğini ve bu şikayetlerin sıcak havalarda artıyorsa mutlaka kalp ve damar cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/sicak-hava-susuzluk-ve-hareketsizlik-pihti-riskini-artirabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/sicak-hava-susuzluk.jpg" type="image/jpeg" length="46136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erzurum Şehir Hastanesi biyonik kulak ameliyatıyla duymayan çocuklara umut oluyor]]></title>
      <link>https://gazetedetay.com/erzurum-sehir-hastanesi-biyonik-kulak-ameliyatiyla-duymayan-cocuklara-umut-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gazetedetay.com/erzurum-sehir-hastanesi-biyonik-kulak-ameliyatiyla-duymayan-cocuklara-umut-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzurum Şehir Hastanesi'nde ilk kez 3 yaşındaki çocuğa biyonik kulak ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sahip olduğu ileri tıbbi donanım ve tecrübeli hekim kadrosuyla ülkenin önemli sağlık merkezleri arasında yer alan hastane, Doğu Anadolu Bölgesi'nin yanı sıra komşu ülkelere de hizmet veriyor.</p>

<p>Hastanede, doğuştan ya da sonradan işitme kaybı tanısı alan 4 yaşından gün almamış çocuklara KBB uzmanı Dr. Hakan Taşkıran ve ekibince biyonik kulak ameliyatı yapılıyor.</p>

<p>Ameliyat edilen çocuklar, 1 ay sonra sargılarının açılması ve dış kulaklık takılmasıyla sesleri duyacak.</p>

<p>Bu kapsamda doğuştan işitme kaybı tanısı konulan 3 yaşındaki bir çocuğa, biyonik kulak ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>- "4 yaşa kadar işitme kaybı olan çocuklara biyonik kulak ameliyatını gerçekleştirebilmekteyiz"</p>

<p>Dr. Taşkıran, ameliyat ettikleri hastanın yapılan testlerle hiç duymadığını belirterek, "Hastanenin teknolojik altyapısı ve devletin sağladığı imkanlar sayesinde 4 yaşa kadar işitme kaybı olan çocuklara biyonik kulak ameliyatını gerçekleştirebilmekteyiz. 3 yaşındaki Miran, sargıları açıldığında güzelce duyacak ve dil gelişimi tamamlandığı takdirde konuşabilecek." dedi.</p>

<p>Biyonik kulak ameliyatında erken tanının önemine dikkati çeken Taşkıran, ailelerin işitme engelini fark ettiği çocukları 4 yaşını geçmeden mutlaka doktora götürmesini önerdi.</p>

<p>Taşkıran, uygun şartları taşıyan hastalarda işitme kayıplarının biyonik kulak ameliyatıyla büyük oranda çözüldüğüne işaret ederek, şöyle konuştu:</p>

<p>"1 yaşını doldurmuş ancak 4 yaşından gün almamış olması gerekiyor, bu yaş aralığındakilere ameliyatı başarıyla uygulayabiliyoruz. Ameliyat süresi her iki kulak için 3-4 saat sürüyor. Tetkiklerin tamamlanması 2 ayı buluyor. Erzurum Şehir Hastanesi'nde biyonik kulak ameliyatı başarıyla yapılmaktadır, artık hastaların farklı şehirlere gitmesine gerek yok. İlk biyonik kulak ameliyatımız, bunun gurur ve onurunu yaşıyoruz. Değerli hocam Prof. Dr. Özgür Yörük'e ameliyata eşlik ettiği için teşekkür ederim."</p>

<p>Dr. Taşkıran, ameliyatın tamamen ücretsiz olduğunu sözlerine ekledi.</p>

<p>"Duyacağı günü heyecanla bekliyoruz"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Miran'ın babası Zülküf Karagöl de hastane hizmetlerinden çok memnun kaldıklarını belirterek, "Oğlumun doğuştan işitme kaybı vardı, ameliyat oldu. Maddi durumumuz olmadığı için devlet bize yardım etti. Hakan hocama çok teşekkür ederim, hakkını helal etsin. Çocuğum işitme engelli kalsaydı çok üzülürdüm, duyacağı günü heyecanla bekliyoruz." şeklinde konuştu.</p>

<p>Hastane Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu da hastanede deneyimli sağlık çalışanlarıyla bölge ve çevre illere nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam ettiklerini belirterek, "Çocuklarımızın sağlıklı bir geleceğe kavuşmasına katkı sağlayan bu tür başarılı operasyonlar, sağlık hizmetlerinde ulaştığımız seviyenin önemli bir göstergesidir. Emeği geçen hekim ve sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://gazetedetay.com/erzurum-sehir-hastanesi-biyonik-kulak-ameliyatiyla-duymayan-cocuklara-umut-oluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetedetaycom.teimg.com/crop/1280x720/gazetedetay-com/uploads/2026/06/erzurum-sehir-hastanesi.jpg" type="image/jpeg" length="23882"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
