Diyarbakır’ın İnanç ve Kültür Turizmi İçin Yol Haritası

Taşların dile geldiği, tarihin her adımda kendini fısıldadığı bir coğrafyadır Diyarbakır. Amida Höyük’ten yükselen ilk çığlık, Hevsel Bahçeleri’nin bereketiyle harmanlanmış, Roma’nın heybetli surlarından İslam’ın Anadolu’ya açılan ilk kapısı Ulu Cami’ye uzanan muazzam bir miras bırakmıştır bizlere Diyarbakır. Ancak kabul edelim bu kadim kent, elindeki cevherin değerine yakışır bir turizm potansiyeline henüz tam anlamıyla ulaşabilmiş değildir.

Diyarbakır’ı sadece görülüp geçilecek bir yer olmaktan çıkarıp, dünya çapında bir inanç ve kültür turizmi destinasyonu haline getirmek için artık vizyoner ve somut adımlar atmanın vaktidir.

Öncelikle nereden başlamalıyız? Sorusuna cevap vermek gerekiyor.

İlk durak ise inanç turizminde rota çeşitliliğinin artırılmasıdır. Bilindiği üzere
Diyarbakır, İslam dünyası için 5. Harem-i Şerif kabul edilen Ulu Cami’ye ev sahipliği yaparken, aynı zamanda Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi ve Saint George Kilisesi gibi Hristiyanlığın en erken dönem izlerini de barındırır. Eğil’deki peygamber kabirleri ise inanç turizminin kalbidir. Bu muazzam çok kültürlülük, inançların buluşma noktası oşarak değerlendirilmelidir, inanç rotaları içerisinde yer almalıdır. İnanç turları düzenleyen uluslararası acentelerle stratejik ortaklıklar kurulmalı, şehre gelen bir turistin hem sahabe kabirlerini hem de kadim kiliseleri aynı saygı ve hayranlıkla ziyaret edebileceği altyapı güçlendirilmelidir.

Ayrıca dünyanın en uzun ve en sağlam surlarından birine sahibiz. Ancak turizm artık sadece bakmak değil, deneyimlemek demektir. Turistler sadece taş duvarları görmek istemiyor o duvarların arkasındaki hikayeyi yaşamak istiyor.
Bu neden ile surların belli burçları ve restore edilen tarihi konaklar, dijital simülasyon merkezlerine dönüştürülebilir ve tarih turizmi bu yol ile hareketlendirilebilir. Örnek olarak ziyaretçiler, surların üzerinde yürürken kulaklıklarında yankılanan bir Amida kralının veya bir Osmanlı valisinin hikayesini dinleyebilmelidir. Bunun yanı sıra geceleri Sur içi aydınlatma projeleriyle adeta bir açık hava müzesine dönüştürülerek gece turizmi canlandırılmalıdır.

En önemli bir diğer konu ise gastronomi kültürünün kullanılmasıdır. Çünkü kültür turizmi, mideden bağımsız düşünülemez. Diyarbakır mutfağı, tescilli lezzetleriyle başlı başına bir seyahat sebebidir. Ancak bu potansiyeli sadece ciğer yemeye gelinen kent imajına sıkıştırmak haksızlık olur.
Bu durumu çeşitlendirmek gerekiyor. Tarihi kervansaraylar ve konaklar, gastronomi kültür merkezleri olarak konumlandırılmalıdır. Turistlerin sadece yemek yediği değil, dengbejlerin ezgileri eşliğinde yemeğin tarihini, yapılış hikayesini öğrendiği interaktif akşam programları olan Diyarbakır kültür geceleri kurumsallaştırılmalıdır. Bugün bir kentin turizmde rekabet edebilmesi için çeşitli yeniliklerden yararlanması gerekiyor. Örneğin çok dilli turizm rehberi olacak mobil uygulama hayata geçirilmelidir. Bu uygulama müzeler için rehberlik yapabilir, çeşitli noktaları gezdirip, tanıtabilir ve turistin şehirdeki her anını kolaylaştırabilir. Seyahat yazarları şehirde ağırlanarak, Diyarbakır’ın güvenli, mistik ve büyüleyici imajı ülke çapına ve dünyaya servis edilmelidir.

Son söz olarak şunu söylemek gerekiyor. İşlenmemiş ham altın değerindeki Diyarbakır turizmi ortak akıl ve aidiyet eksenli geliştirilmelidir.

Diyarbakır’ın turizmde sıçrama yapması, sadece yerel yönetimin ya da birkaç turizcinin çabasıyla mümkün olamaz. Bu bir memleket meselesidir. Esnafından taksicisine, akademisyeninden gencine kadar herkesin bu turizm seferberliğine inanması ve kentin misafirperverlik kimliğini profesyonellikle tanıtması gerekir.

Unutmayalım ki Diyarbakır, kendi görkemli hikayesini dünyaya ve tüm ülkeye anlatmaya fazlasıyla hazırdır. Yeter ki bütün paydaşlar doğru adımları doğru bir stratejiyle atabilsin.