Diyarbakır uzun yıllardır kuraklığın pençesinde kıvranıyor. Özelliklede geçtiğimiz yaz mevsiminde son yarım asrın sıcak ayları yaşandı ve bu sıcaklık nedeni ile su havzaları, göller, nehirler, dereler ve barajlarda su buharlaşması inanılmaz seviyede arttı. Buharlaşma neticesinde ise olağan üstü bir su kıtlığı yaşandı. il ve ilçe belediyeleri ilk defa su tasarrufu konusunda bilinçlendirme çalışmalarına başladı ve Diyarbakırlıları su kullanım konusunda uyardı. Ancak şükür ki gelinen aşamada uzmanların beklentilerinin aksine geçtiğimiz sonbahar ve kış mevsimi kurak geçmedi, yağışlar bereketli şekilde Diyarbakır’ı etkisi altına aldı.
Sonbahar mevsimi boyunca yağmur yağışları mevsim koşullarına uygun biçimde gerçekleşirken, kış ise en çetin kar yağışları şekilde yaşandı. tam olarak şunu diye biliriz: Diyarbakır bu yıl uzun zaman sonra gerçek anlamda bereketli bir yağış sezonu yaşadı. Kış boyunca yağan kar, öncesi yaşanan ve halen devam eden güçlü yağmurlar, toprağı besledi, su havzaları doldu taştı. Diyarbakır’ın suya kavuşması vatandaşların umutlarını da besledi. Kentin dört bir yanında aynı cümleler kuruldu. Bu cümleler ise barajlar doldu, su bollaştı şeklinde yankılandı.
Gerçekten de doldu. Kuraklık haberleriyle geçen günlerin ardından barajların su tutma kapasitesinin artması ve su miktarında yaşanan yükseliş yüzleri güldürdü. Ancak tam da bugünlerde üzerinde düşünmemiz gereken çok önemli bir mesele var: barajlar doldu, toprak suya doydu ama su nasıl kullanılacak?
İsraf Mı Tasarruf Mu?
Bu başlık altında ilk önce suyun kıymetini biliyor muyuz? Sorusunun cevaplanması gerekiyor. Çünkü su, varlığı hissedilmeyen ama yokluğu hayatı durduran en temel ihtiyaçtır. Enerjiden, gıdaya, yaşamın bütün alanları su ile yeşerir, su ile var olur. Musluğu açtığımızda akan her damla, aslında doğanın bize sunduğu sınırlı bir emanettir ve bu emanet gelecek nesillere ulaştırılması gereken bir ödünçtür. Ne yazık ki toplum olarak bu emaneti korumakta hâlâ yeterince bilinçli değiliz.
Diyarbakır’da yaz aylarında sokak ortasında boşa akan suları görmek artık sıradan bir manzara hâline geldi. Araç yıkarken dakikalarca açık bırakılan hortumlar, gereksiz bahçe sulamaları, gün boyu akan çeşmeler, yolların su ile yıkanması, tarımda vahşi sulama en büyük sorunlardan birini oluşturuyor. Oysa bugün bol görünen su, yarın ciddi bir krize dönüşebilir. Bu geçen yıl yaşandı, yeniden yaşanabilir. İklim değişikliği artık yalnızca bilim insanlarının konuştuğu bir mesele değildir. Diyarbakır’ın tarlasında, köyünde, mahallesinde hissedilen bir gerçekliktir. İklim değişikliği nedeni ile ani sıcaklıklar başlayabilir ve su kıtlığı yeniden yaşanabilir.
Bilim insanları ise yıllardır aynı uyarıyı yapıyor, Türkiye su zengini bir ülke değildir, su fakiri bir ülkedir, sularımızı verimli kullanmalıyız, uyarıları her zaman dillendiriliyor. İçerisinde yaşadığımız Güneydoğu Anadolu bölgesi ise kuraklık riskini en yoğun hisseden bölgelerden biridir. Bu nedenle barajların dolması rehavet değil, tam tersine bilinçli kullanım için bir fırsat olmalıdır.
Alınması Gereken Önlemler
Alınması gereken en büyük önlem ise tarımsal sulamada vahşi sulamanın önüne geçmek oluyor. Bölgenin ekonomisi tarıma dayandığı için sulama yapılması gerekiyor, ancak damla sulama sistemleri kullanılmalıdır. Ne yazık ki hâlâ büyük miktarda suyun kontrolsüz yöntemlerle tüketildiği bir gerçeğiyle karşı karşıyayız. Modern sulama sistemlerinin yaygınlaşması artık tercih değil, zorunluluktur. Suya sahip çıkmak, gelecekte üretime sahip çıkmak anlamına gelir. Çünkü su var olursa, üretimde var olur. Su kaynaklarının kullanılmasında yerel yönetimlere de önemli görev düşüyor. Çünkü yerel yönetimler su kullanımı konusunda vatandaşları bilinçlendirmelidir. Bunun yanı sıra su kaçaklarının önlenmesi için altyapının yenilenmesi de gerekiyor.
En önemli konu olan su tasarrufu konusunda toplumsal bilinç oluşturulması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Çünkü mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, geleceği korumaktır. Burada eğitimcilere de büyük iş düşüyor. Okullarda çocuklara su kullanımı öğretilmelidir, suyun milli bir değer olduğu bilinci aşılanmalıdır.
Ayrıca Dicle’nin kıyısında kurulan onlarca kent tarih boyunca suyla hayat buldu, medeniyet su ile oluştu. Şimdi aynı şehirler, suyu korumak için mücadele vermelidir. Geçtiğimiz yaz yaşanan kuraklık ve bu sonbahar, kış mevsiminde gerçekleşen bol yağışlar ise bize şunu hatırlatmalıdır: Doğa bazen cömert, bazen sert davranır. Doğanın sert yüzü ile karşılaşmamak için önlem alınması kaçınılmazdır.
Bu nedenle bütün Diyarbakırlı vatandaşlara su tasarrufu bir tercih değil, geleceğe karşı sorumluluktur düşüncesi aşılanmalıdır.