Diyarbakır'da Bir Emekli Aylığıyla Hayat Mücadelesi Verme

Son açıklanan verilerle birlikte en düşük emekli aylığı 23 bin lira seviyesine yükseltildi. Kağıt üzerinde atılan bu adım, masa başı hesaplarında bir iyileştirme gibi görünebilir. Ancak hayatın gerçeklerine, mutfaktaki yangına ve her ay kapıya dayanan faturalara dokunduğunuzda, bu rakamın hükmünün daha ayın başında tükendiğini görmek hiç de zor değil.
Anadolu’nun dört bir yanında emekliler benzer bir cenderenin içinde sıkışmış durumda bulunuyor. Fakat coğrafyamızın ve kadim şehirlerimizin kalbi sayılan Diyarbakır’dan baktığımızda, bu acı tablo çok daha net bir şekilde gözler önüne seriliyor. Şehrin en ücra, imkanları en kısıtlı noktalarından biri olarak bilinen Bağlar Dörtyol mevkiinde dahi bugün ortalama bir konutun kira bedeli 10 bin lira sınırına dayanmış vaziyette. Yani tek bir emekli aylığının neredeyse yarısı, daha cebe girmeden başını sokacak bir çatı uğruna buharlaşıp gidiyor. Geride kalan parayla elektrik, su, doğalgaz faturaları mı ödenecek Pazar filesi mi doldurulacak giyim, sağlık ve beklenmedik masraflar mı karşılanacak? İnsanca bir yaşam sürmeyi bir kenara bıraktık, bu bütçeyle Diyarbakır’da temel düzeyde hayatta kalabilmek dahi bir mucizeye dönüşüyor.

Peki, göz göre göre derinleşen bu tıkanıklığın içinden nasıl çıkacağız Çare tam olarak nerede duruyor?


Öncelikle yapılması gereken şey, hem Diyarbakır özelinde hem de ülke genelinde ekonomik göstergeleri geçici pansumanlarla değil, radikal ve kalıcı adımlarla iyileştirmektir. Bunun birinci şartı ise kamusal alanda gerçek bir disiplin sağlamaktan geçer. Kamu harcamalarındaki lüks ve fuzuli giderler ciddiyetle kısıtlanmalı, burada yaratılacak devasa tasarruf kaynağı doğrudan emeklilerimizin alım gücünü artıracak sosyal mekanizmalara aktarılmalıdır.
Öte yandan, bütçeyi eriten devasa faiz giderlerinin de önü kesilmelidir. Kamunun kıymetli kaynakları faiz yüküne değil, doğrudan üretimi teşvik edecek, istihdamı artıracak ve piyasadaki mal ve hizmet bolluğunu sağlayacak alanlara yönlendirilmelidir. Üretim arttıkça enflasyon baskısı düşecek, bu da emeklinin cebindeki paranın erimesini engelleyecektir.
Tabii tüm bu adımların yanında, sahada yaşanan fırsatçılığa da göz yumulamaz. Piyasa koşullarını, insanların çaresizliğini fırsat bilerek fahiş fiyatlar uygulayan ev sahipleri ve kural tanımaz işletmeler için tavizsiz, caydırıcı ve sıkı denetim mekanizmaları devreye sokulmalıdır. Serbest piyasa, başıboşluk veya vicdansızlık demek değildir.

Unutmayalım ki bir ülkenin gelişmişlik seviyesi ve medeniyet ölçüsü, gökdelenleriyle değil yıllarca o ülkeye alın teriyle hizmet etmiş emeklilerine sağladığı refah düzeyiyle ölçülür. Emeklisi geçim kaygısıyla boğuşan, yarınından endişe eden bir toplumun gerçek anlamda kalkınması mümkün değildir. Çözüm bellidir yeter ki kaynaklarımız adaletle yönetilsin ve insanca yaşam hakkı her şeyin üzerinde tutulsun.