Bu Bir Doğal Afet Değil, İsteğe bağlı İhmalkarlık!

Güneydoğu’nun kalbi Diyarbakır, son günlerde bir fırına dönüştü. Termometrelerin 40 dereceyi aşması, coğrafyamızın alışık olduğu bir yaz gerçeği belki. Ancak bu sıcaklara eşlik eden, ciğerlerimizi yakan, itfaiye ekiplerimizi nefessiz bırakan örtü yangınları ne doğanın bir kanunu ne de kader. Bu yangınlar, güpegündüz göz yumduğumuz, ellerimizle beslediğimiz büyük bir ihmalkarlık zincirinin eseri.
Son haftalarda şehrin dört bir yanından alevler yükseliyor. Yangınların çıkış nedenlerine baktığımızda ise karşımıza çıkan tablo tam bir toplumsal özeleştiri niteliğinde bulunuyor. Yol kenarlarına, kurumuş otların arasına fırlatılan cam şişeler, kızgın güneşin altında birer büyütece dönüşüyor ve ilk kıvılcımı çakıyor. Seyir halindeki araçlardan ya da yürürken yol kenarına fırlatılan, tam söndürülmemiş bir tek izmarit, rüzgarın da etkisiyle dönümlerce alanı küle çevirmeye yetiyor. Tüm uyarılara, bilimsel gerçeklere rağmen kolay temizlik uğruna bilerek ve isteyerek yakılan anızlar, rüzgarın yön değiştirmesiyle kontrolden çıkıp felakete davetiye çıkarıyor.


Diyarbakır İtfaiyesi, tüm gücünü ve insan kaynağını bu örtü yangınlarını söndürmek için seferber etmiş durumda. Bu durum sadece büyük bir iş gücü ve vakit kaybına neden olmuyor, aynı zamanda şehri hayati diğer acil durumlara karşı da savunmasız bırakıyor.
Daha da vahimi, Mezopotamya’nın binlerce yıllık, bereketli toprakları bu yangınlarla birlikte niteliğini kaybediyor. Toprağın üstündeki canlı ekosistem yok oluyor, verim düşüyor. Kendi elimizle geleceğimizi, çocuklarımızın rızkını çölleştiriyoruz.

Ne Yapmalı?


Bu gidişata dur demek için artık sadece uymamızı bekleyen kurallardan daha fazlasına ihtiyacımız var. Caydırıcı adımlar ve toplumsal bir bilinç seferberliği şarttır. Okullarda, kahvehanelerde, köy odalarında cam şişelerin yansıma etkisi ve anız yakmanın toprağa verdiği ölümcül zararlar ders gibi anlatılmalı, öğretici etkinlikler düzenlenmeli. Doğaya izmarit veya çöp atanlara, bilerek anız yangını çıkaranlara kabahat gözüyle bakılmamalı. Bu eylemler doğrudan cana ve mala kasıt olarak değerlendirilmeli, çok ciddi adli ve maddi cezalar uygulanmalı. Sadece devletin denetlemesi yetmez. Yanındaki arkadaşının sigara izmaritini dışarı fırlattığını gören her vatandaş tepkisini koymalı, bu duyarsızlığa ortak olmamalıdır.

Unutmayalım: Doğaya fırlatılan her şişe aslında açıkça ortada olduğu gibi birer felakettir. söndürülmeden atılan her izmarit ve yakılan her anız ise canımıza, malımıza ve geleceğimize sıkılmış bir kurşundur. Açık ve net bir şekilde söylemek gerekirse Bu yangınlar birer kaza değil, en büyük ihmalkarlıktır. Şehrimizi korumak, toprağımıza sahip çıkmak hepimizin vatandaşlık ve insanlık borcudur.