ABD’nin 13 Aralık 2025 tarihinde açıkladığı 33 sayfalık yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, Afrika başta olmak üzere yeni sömürü ve işgal alanlarını hedefleyen, Donald Trump döneminin yeni sömürü doktrini olarak okunmalıdır.
Bu stratejiyle ABD, kendisine uyumlu “egemen uluslar”dan oluşan bir blok kurarak küresel ticareti Hint-Pasifik Okyanusu üzerinden yönetmeyi amaçlamaktadır. Washington, dünya ticaret yollarının kontrolünü ele geçirerek ekonomik üstünlüğünü kalıcı hâle getirmeyi hedeflemektedir.
Ortadoğu’da süregelen savaşların ABD’ye ağır maliyetler yüklediği ve ülkeyi siyasi bir çıkmaza sürüklediği artık açıkça kabul edilmektedir. ABD yönetimi, sonu belli olmayan bu savaşlardan çekilmek istediğini, bölgenin anahtarını ise İsrail’e bırakarak Körfez enerji kaynaklarının İsrail’le paylaşılmasını öngördüğünü açıkça beyan etmiştir.
Yeni ulusal güvenlik stratejisi, ABD’nin dış politika ve askerî doktrininde ciddi bir yön değişikliğine işaret etmektedir. Buna göre ABD, askerî kaynaklarını Avrupa ve Orta Asya’dan kademeli olarak çekerek Kızıldeniz ve Hint-Pasifik hattına yoğunlaştırmak istemektedir. Bu hamle, bölgenin küresel ticaret ve enerji güvenliği açısından taşıdığı stratejik önemi gözler önüne sermektedir.
ABD’nin asıl hedefi, ekonomik rakibi Çin’e karşı tedarik zincirini kontrol altına almak ve Hint-Pasifik’te belirleyici bir güç hâline gelmektir. Bu bağlamda ideolojik söylemler geri plana itilmiş, ekonomik rekabet ve çıkarlar öncelik kazanmıştır. Washington, Çin’le rekabeti ekonomik geleceğini kazanmanın nihai yolu olarak görmektedir.
Bu doğrultuda ABD, Hint-Pasifik Okyanusu üzerinde yeni bir ekonomik koalisyon inşa etmeyi ve Japonya, Güney Kore, Avustralya, Filipinler ve Yeni Zelanda gibi ülkelerle kolektif bir askerî güç oluşturmayı hedeflemektedir. Amaç, Çin’in Güney Asya’daki etkinliğini sınırlandırmak ve Hint-Pasifik’i ABD’nin hâkimiyet alanına dönüştürmektir. Bu yeni strateji, küresel hegemonya iddiasının yeniden tanımlandığını ve önceliğin tamamen ABD çıkarlarına verildiğini göstermektedir.
Ancak Rusya ve Çin karşısında küresel gücünün giderek tükendiği de bir gerçektir. Artan savunma harcamaları ABD ekonomisini zorlamakta, federal kurumlar işlev kaybı yaşamakta ve ulus-devlet yapısı zayıflamaktadır. ABD’nin küresel askerî gücünü artık ideolojik yayılma için değil, ekonomik üstünlük sağlamak amacıyla kullanacağı öngörülmektedir.
ABD, çıkarlarına hizmet etmeyen askerî ve mali taahhütlerini önemli ölçüde sınırlandırmakta; yalnızca kendi menfaatlerini önceleyen bir politika izlemektedir. Bu durum bir kez daha göstermektedir ki ABD hiçbir ulusun gerçek dostu değildir.
Yaklaşık 30 trilyon dolarlık dış borç yükü altındaki ABD’nin, Rusya, Çin ve Ortadoğu üzerinde eski hegemonik gücünü kaybettiği açıktır. Asıl mesele, çökmekte olan ABD ekonomisidir. Washington yönetimiyle uyumlu hareket etmeyen hükümetler ve siyasi aktörler, ABD çıkarlarına ters düştüklerinde askerî ve ekonomik baskılarla karşı karşıya kalmaktadır. Venezuela’nın petrol tankerlerine el konulması bunun somut örneklerinden biridir.
Yeni stratejide, tedarik zincirinin sürdürülebilirliği için kritik madenlere erişimin ABD’nin temel ve hayati çıkarları arasında yer aldığı özellikle vurgulanmaktadır. ABD, Hint-Pasifik’te sağlayacağı deniz hâkimiyeti sayesinde Afrika’nın yer altı kaynaklarına ve enerji rezervlerine erişmeyi, Afrika ülkelerini yeni birer sömürü alanına dönüştürmeyi hedeflemektedir.
Sonuç olarak, ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisi; “ABD’yi zenginleştirmek, Afrika’yı sömürmek” anlayışına dayalıdır. Bu strateji, Washington’un gözünü Afrika’nın zengin doğal kaynaklarına diktiğini ve küresel varlığını bu sömürü düzeni üzerinden sürdürmek istediğini açıkça ortaya koymaktadır.