Adalet; ahlaka, vicdana ve hukuka dayanan bir kavramdır. Sadece kurallar bütünü değil, aynı zamanda doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt edebilme iradesidir. Hakkaniyet ise adaletin özüdür. Çünkü gerçek adalet, ancak hakkaniyetle anlam kazanır.
Yargıçlara ve hukukçulara düşen en önemli görev; haklı ile haksızı ayırt etmek, hak sahibine hakkını teslim etmektir. Adalet, varsayımlar üzerinden değil, somut gerçekler üzerinden hüküm kurar. Hukukun amacı da tam olarak budur: Haksızlığın hakka üstün gelmesini engellemek.
Hukuk, adaletle anlam bulur. Adalete yönelmeyen bir hukuk sistemi ise sadece şekilden ibaret kalır. Bir ili ya da ilçeyi yöneten mülki amirler, yetkilerini hukuk dışı kullanırsa ve adalet çizgisinden saparsa, bunun karşılığını hukuk önünde verir. Çünkü hiçbir irade ve hiçbir makam, adaletin ve hukukun üstünde değildir.
Kanunlar, toplumun düzenini sağlamak ve bireylerin haklarını korumak için vardır. Bir başkasına zarar vermek, suçluyu korumak ya da suça ortak olmak; hem hukuken hem de ahlaken kabul edilemez. Bu tür eylemlerin karşılığı ise yine hukuk çerçevesinde cezadır.
İnsani değerlerden uzaklaşan, yetki ve sorumluluğunu kötüye kullanan herkes, kim olursa olsun adalet karşısında hesap vermek zorundadır. Bu kişi bir valinin oğlu da olsa durum değişmez. Hukukun temel ilkesi eşitliktir.
Adaletin tecellisi için mücadele eden hukuk insanlarının varlığı, toplumun adalete olan inancını güçlendirir. Bir başkasının yaşam hakkını ortadan kaldırmak, özgürlüğünü gasp etmek hiçbir şekilde meşru görülemez. Bu tür suçların karşılığı, kanunlarla açıkça belirlenmiştir.
Toplumun huzuru ve güvenliği, adaletin sağlanmasıyla mümkündür. Adaletin olduğu yerde bireyler kendini güvende hisseder, toplumsal bağlar güçlenir.
Unutulmamalıdır ki; adalet özgürse, bireyler de özgürdür. Ve ancak o zaman zalim ile mazlum net bir şekilde ortaya çıkar.
Yaşasın adalet… Adalet yaşasın ki hak yerini bulsun.